Bağımsız yapımlara uzun bir süre uzak kalmış birisi olarak şu an okuduğunuz incelemede oynanılan oyun bana adeta ilaç gibi geldi diyebilirim. İlk tanıtıldığı andan beri merakla beklediğim bağımsız yapımlardan (gerçi yayıncısı Gearbox ama olsun) biri olan We Happy Few, merakımı ve beklentimi tam anlamıyla karşıladı diyebilirim. Gizliliği, ilginç distopik hikayesi ve oyundaki anlatımıyla açıkçası çok beğendiğim bir yapım oldu.


DİSTOPİK DÜNYA’DA 3 YALNIZ İNSANIN HİKAYESİ

Hikayesinden başlamak gerekirse eğer, We Happy Few’da 3 adet karakteri sırasıyla yönetiyoruz. Karakterlerimizin isimleri ise Arthur, Sally ve Olly. Bu 3 karakterin oyun içinde birbirinden farklı hikayeleri mevcut. Ancak genel olarak oyunun yüzde 70-75’ini Arthur ile geçireceğinizi söyleyebilirim. Oyuna Arthur ile başlıyor ve büyük bir kısmını Arthur ile oynuyorsunuz. Ardından diğer karakterlerimize geçiş yapıyor ve onlarla da yaklaşık 10 saatlik bir macera yaşayıp oyunu bitiriyorsunuz. Karakterlerimizin dediğim gibi ayrı ayrı hikayeleri mevcut. Hatta ufak kendi aralarındaki tanışıklıkları haricinde hepsi bağımsız olayları anlatıyor. Oyuna başladığımız ve hikayenin büyük bir kısmını onunla geçirdiğimiz Arthur, Almanların küçük çocukları esir aldığı bu yüzden de kardeşini de esir veren bir çocuk. 1940’lı yıllarda kardeşini Almanlara esir vermek durumunda kalan Arthur, 1964 yılında kardeşini geri almak amacıyla bir yolculuğa çıkıyor. Oyun daha en başta bu olayları bize anlatmaya çalışıyor ancak belli bir yere gelene kadar hikayenin tam olarak ne olduğunu kestiremiyorsunuz. Çözdüğünüz anda ise topladığınız maskelerle muhteşem hikaye anlatımının tadını çıkarıyorsunuz. Evet, oyun hikayeyi görevlerle veya ara konuşmalarla anlatmıyor. Hikayeyi oynanıştan ayrı tutmak isteyen geliştirici ekip, görev yaparken bir yandan da topladığınız maskelerle, siyah beyaz görüntüde mükemmel cutscene’ler izletmek ve hikayeyi o şekilde aktarmak istemiş. Oyundaki karakterlerin hikayesi distopik dünyaya göre oldukça güzel tasarlanmış diyebilirim. Hikayeyle bağlantılı olarak Arthur, oldukça ürkek bir karakter gibi görünüyor. Ürkekten kastım ise karıncayı bile incitemeyen birisi gibi. Zorda kaldığınız anlarda rakibi öldürdüğünüzde veya bayılttığınızda da zaten söylediği sözlerle, diyaloglarla bunu açıkça belli ediyor. Oyunun büyük bir bölümü oynayacağınız Arthur hakkında daha fazla spoiler vermeden diğer karakterlerimizden de hafifçe bahsedeyim.
Oyunun bana göre en etkisiz karakterlerinden biri olan Sally, Arthur’un tam tersi bir hikaye sahip. Oyunda yönettiğimiz en zayıf karakter olan Sally, bu güç eksiğini rakiplerini zayıflatmak, dikkatlerini dağıtmak gibi olaylarda kullanmak için kimyagerlik yeteneği ile kapatıyor. Ayrıca Sally, oyun içinde çok ilginç bir mekaniğe de sahip ancak spoiler içereceğinden şu an söylemem doğru olmaz. Sally, açıkcası hikayesel bazda oyunun bana göre en etkisiz karakteri. Ancak hiç yok da diyemeyiz. Hatta ve hatta Arthur’un hikayesine derinlik katan karakterlerden bir tanesi.
Oyun içinde oynayacağımız son karakter ise Olly Starkey. Tip, tasarım olarak tam bir kaba adam şeklinde olan Olly, oyun içinde de sorunların çözümü için kaba kuvvet kullanıyor (hatta kullandırtıyor). Hüzünlü de bir hikayeye sahip olan Olly delirmiş, bu deliliğini de oyuna fazlasıyla yansıtan bir karakter. Olly ayrıca kan şekeri hastalığına sahip ve oyun içinde bu kan şekeri düştüğünde aşırı çılgın birisi olabiliyor.
Üç karakterimiz de birbirinden farklı özelliklere sahip olduğundan hangi karaktere sıra geldiyse hepsinden de ayrı ayrı zevkler aldım diyebilirim. Çünkü oyun boyunca yeni oynanış tarzları getirdiğinden bu üç karakter, gayet iyi planlanmış ve sıkmıyor.

BELKİ DE OYUNDA ANLATILAN GİBİ HEPİMİZ MUTLU OLMAK İÇİN YÜZÜMÜZE MASKE GEÇİRMİŞİZDİR

We Happy Few’in genel olarak tasarımına bakarsak eğer, yıkılmış bir İngiltere’de bir topluluğun uyuşturucu kullanarak etrafı mükemmel, sanki hiç harabe değilmiş gibi görerek yaşamlarını sürdürmesini anlatıyor. Şehirde herkes Joy adı verilen uyuşturucuyu kullanmak zorunda. Aksi takdirde büyük cezalar uygulanıyor. Joy ise her şeyi güllük gülistanlık gösteren, insanlara neşe veren bir uyuşturucu maddesi. Fazla kullanıldığında ise hafıza kaybı yapabiliyor. Ancak uyuşturucuyu üretenler, doktorlar bundan insanlara hiç bahsetmiyor ki yapmak istedikleri de zaten insanların geçmişteki savaş anı hafızasını silmek. Uyuşturucuyu yani Joy’u kullanmak istemeyen kişiler ise Downer adıyla anılıyor. Oyunda yönettiğimiz karakterlerimiz ise Downer durumunda olan kişiler, yani uyuşturucuyu kullanmak istemeyenler. İstemeyenler diyorum çünkü oyun içinde, özellikle şehir içinde Joy’u kullanmadan gezmek imkansıza yakın olabiliyor.

BİR GARİP YAPAY ZEKA

Oyunun yapay zekası bugüne kadar gördüğüm yapay zekalar arasında en garibi diyebilirim. Açık, ormanlık alanlarda çok saçmalaşan, önündeki adamı bile göremeyen, hatta kendi etrafında sebepsizce dönen bir yapay zeka var oyunda. Ancak şehir içinde en ufak bir dikkatsizliğinizde başınıza üşüşen, her şeyi çok iyi planlamanız gereken bir yapay zekaya dönüştüğü de bir gerçek. Hal böyle olunca da “ormanda leş gibiyken şehir içinde nasıl bu kadar iyi bir yapay zeka olabiliyor?” diye insanın sorası gelmiyor değil. Tabii bu yapay zeka oyunda yer alan polisler, bekçiler için geçerli diyelim. Bir de normal vatandaşlar için parantez açmak gerekirse, ellerinde tava ve odunla canavara dönüşen yapay zeka sokakta sabit duran, cirit atan tiplere dönüyor. O zaman sorarlar adama “garezin bana mıydı aslan?” Oyunda yer alan bu dengesiz yapay zeka kimi zaman insanı boğarken kimi zaman da düz yürüyerek bölümü geçmenize sebep oluyor.

BÖLÜM TASARIMI SAKLANBAÇ ARENASI GİBİ

We Happy Few’ın en beğendiğim noktalarından biri de bölüm tasarımları. Birkaç farklı yerde sizlere görev yaptıran We Happy Few, gizliliğe dayalı oynanışına çok iyi uyum sağlayan bölüm tasarımlayla geliyor. Bir çok saklanacak, rakibi şaşırtacak alanlara sahip olan oyunda bölüm tasarımından şikayet edebileceğiniz bir nokta bulunmuyor.

TAM BİR SURVIVAL OYUNU

We Happy Few, oynanış kısmında oldukça detaylı bir alan sunuyor oyunculara. Oldukça geniş bir craft sistemi bulunan oyunda ne zaman ne yapmanız gerektiğine oldukça dikkat etmelisiniz. Oyunda uyku, açlık, susuzluk ve Joy’un etkisi gibi bir çok oynanışı etkileyen etmen var. Uykusuz olmanız dayanıklılığınızı, susuz olmanız hızınızı gibi bir çok oynanış etmeni karakterinize çok iyi yansıyor. Bunları sürekli yukarıda tutmanız gerekirken bir yandan da topladığınız eşyalarla silah, kıyafet gibi hem görev yapmanıza yarayan hem de bölüm tasarımlarında işinize yarayan eşyalar üretmelisiniz. Tabii bunca şeyin yanında bir de bölümü ilerletmek istediğinizde sizi oldukça zorlu şartlar bekliyor diyebilirim. Bir bölümü 20 kere oynayanlara şimdiden selam olsun.

PARASINA DEĞER Mİ?

We Happy Few, kesinlikle hikayesi ve survival’a dayalı oynanış etmenleriyle çok güzel bir oyun. Bölüm tasarımları da oldukça iyi tasarlanmış diyebiliriz. Zaman zaman yapay zekanın saçmalaması ve oyunda oluşan buglar sinir bozsa da kesinlikle oynamanızı öneririm. Oyunda oynanışı tamamen sizin belirlemeniz -ki şahsen gizliliğin dibine vurarak ilerlemeniz önerimdir- oldukça güzel bir özgürlük sunmuş. Ancak oyunun Steam üzerinden fiyatına baktığımızda 209 TL olduğunu görüyoruz. Bağımsız bir yapım için çok fazla olduğunu düşündüğüm bu fiyatın ilerleyen günlerde düşebileceği kanaatindeyim. Normal bir fiyat azaltması olmasa bile indirim zamanlarında gayet makul bir fiyata bulabileceğinizi öngörüyorum.


Düşüncelerin bizler ve okuyucular için değerli olacaktır.