in

Daha çok Pet Sematary! Daha çok Stephen King!

Daha önce Pet Sematary için zaten spoilersız bir inceleme yazmıştım. Ama YouTube ekibimizden Ayca Çelik ile birlikte yazdığımız bu yazımız filmi izlemiş varsaydığımız okuyucularımız için. İyi okumalar!

1989’da çekilen ilk Pet Sematary’de olduğu gibi 2019 versiyonunda da Creed ailesi yeni evlerinin de içinde bulunduğu ormanda gizemli bir gömü alanı bulurlar. Çok geçmeden kedileri Church’ün ölmesiyle buradaki toprağın ölüleri geri getirebildiğini öğrenirler. Ama filmin sloganının da dediği gibi “Bazen ölmek daha iyidir.”

Yeni film, kitap gibi bir evlat kaybetmenin psikolojik travması ve işkencesi üzerine odaklanıyor. Kitapta Creed ailesi bu alanın gücünü daha önce Louis’in kedileri Church’ü buraya gömdükten sonra görmüşlerdi zaten. Ama hayvan mezarlığının asıl dehşetini üç yaşındaki oğulları Gage öldükten sonra anlamışlardı. Yeni filmde ise ölen ve babası tarafından hayvan mezarlığına gömülen çocuğumuz Ellie.

Yönetmenimiz Kevin Kölsch, bu kararı verirken de “Gage çok küçük, onunla çok bir şey yapamazsınız.” açıklamasını yapmıştı Entertainment Weekly’ye. Aynı şekilde Louis Creed’i oynayan Jason Clarke da üç yaşında bir oyuncunun korkuyu ve gerilimi yeteri kadar yansıtamayacağını, çekimlerin sonunda animasyonlarla yüz efektlerinin değiştirilmesi gerektiğini düşündüğünden dolayı 7 ya da 9 yaşında bir kız çocuğunun bu rolde daha korkutucu olabileceğini söylemişti.
Kısacası yeni çekilen film 1989’da çekilene kıyasla epey farklı. Ama izleyende uyandırdığı korku ve hisler neredeyse aynı. Çoğu Stephen King kitabında olduğu gibi “Pet Sematary” de korku ve kayıp teması üzerinde şekillenmiş. Bazen izleyiciler ve okuyucular orijinale bağlı kalmayı çok isteseler de Senarist Jeff Buehler’in açıklamaları orijinalden neden koptuklarını anlatır nitelikte.

“Bizim arzumuz, benim fikrime göre Stephen King’in yazdığı en korkunç roman olan “Pet Sematary”nin daha oturaklı, karakter odaklı ve psikolojik korku versiyonunu çekmekti.”

Filmde oynayan bütün oyuncuların çok yetenekli oldukları ve rollerinin üstesinden oldukça iyi geldiklerini söylemeye gerek yok zaten. Ama önceki yazımda da belirttiğim gibi ailenin kedisi “Church” kesinlikle daha çok ilgiyi hak ediyor. Bu yüzden kedimiz ve Creed ailesinin Church ile alıp veremediklerini yazımızın devamında Ayca sizlere anlatacak. Keep reading!

Şakası olacak şey var olmayacak şey var, kendimi bildim bileli kediyle şaka olmayacağını her fırsatta belirtiyorum, hatta bu yüzden dünyayı ele geçirdikleri senaryoda kediler için aracı olma başvurum bile ciddiye alındı ama konumuz bu değil. Kendi düzeninin devamı için kan akıtacak, rahatı için şehir yakacak -üşenmezse- bir canlıdan bahsediyoruz, yüzyıllarca bu yönleriyle insanları köle etmiş, iki göbek açıp koskoca adamlara mutluluk çığlıkları attırmış, Mısırlıları direkt tanrı olduklarına inandırıp “kumumu temizle sersem” nidalarıyla keyif çatmış, arada bir tuttukları kuşu fareyi getirip diplomasideki uzmanlıklarını da sergilemeyi ihmal etmemişler. Kedilerle haşır neşir her insana şeytani olduklarını sezdirmese bile “lan bunlar dünyayı bi’ ele geçirseler” diye düşündürmüş canlıları korku sembolü olarak ortaya çıkarmak gerçekten en az okul bahçesindeki Haku kadar şeytani bir kafadan çıkardı, bu bahaneyle Stephen King’e saygımı ayrı olarak belirtmek isterim.
Az önce belirttiğim tüm gerçeklerin rengini değiştirecek bir şey var: kedi sahibi olunca tüm bu sinsiliklerin sempatik gelmesi. Filmde en hüzünlendiğim yer Church’ün ölümünün kabullenildiği sahnelerdi. İşin renginin değişeceğini bildiğimden pek ağlaklık etmedim zira yukarıda bahsettiğim temaların kat kat ötesinde şeytani bir kedi bekleyişim vardı: Geceleri aile üyelerinin boğazına çökecek, ağızlarından içeri fareler itecek, boğulmayanın ayaklarını kesip sadece mama konservesi açmak için kullanacaktı.

Anayol ortasından koşarken heyecandan kuyruğu havada bir Church geldi.

Tüylerini fırçalarken inatla takılan yeri koparmaya çalışır gibi asılan evin küçük kızına bir tırmık attı diye her yer gerilim müziği oldu, yüzsüz kızın koluna kat kat sargılar sarıldı, hayvan evden yollanacaktı. Evin bebe oğlunun beşiğine girdi oğlanı sevmek için, şeytan bu dendi, uzaklara terkedildi. Geri geldi kuyruğu havada sevgiye aç, yine evin yüzsüz kızı 9 yaşına kadar yol ortasında durursa ne olacağını öğrenmediğinden ölünce bu zavallıma kaldı suç.

Ailece hayvan nasıl ve nerede sevilir bilmediklerinden tek tek öldüler, suçu da hep bu ortalamanın bir tık bile üstünde sinsiliği olmayan güzelim hayvana atıldı. Hayvanın tek derdi sevgi ve sıcak bir yuvaydı, anlamadıklarından elendiler, hiç de üzülmedim. Böyle iftiracılara müstahak. İnsanlar gördükçe ürksün diye yapılan kedili sahneleri de sempatiden sağa sola gökkuşağı atarak izledim en ufak vicdan azabım yok. Bakamayacaksanız almayın kardeşim.

Şikayetim bu kadar.

Yazı: Yağmur YÜKSEL & Ayca ÇELİK

ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

Yazar: Yağmur Yüksel

Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunu, öğretmen ve çevirmen. 4 yaşından beri oyun oynuyor, durdurulamıyor. Stanley Kubrick, Star Wars, Harry Potter ve Crash Bandicoot vazgeçilmezlerinden sadece birkaçı.

Outward İncelemesi

Post Apokaliptik Atmosfere Sahip 10 Oyun