in ,

Geçmiş Tarih: Çernobil’in Türkiye Üzerindeki Etkileri

Radyasyonlu çaylar!

Çernobil dizisi uzun bir süre konuşuldu. Peki Çernobil’in Türkiye üzerindeki etkilerini hiç düşündünüz mü?

Çernobil 20’ci yüzyılın en büyük nükleer kazası olarak ilk 1’de yerini aldı peki bu olay nasıl gerçekleşti ? Geçmiş Tarih yazı dizisinin bu haftaki konusu Çernobil ve Türkiye üzerimdeki etkileri.

 https://oagtr.com/anasayfa/30439/

1986’da Ukrayna’daki (O dönemde SSCB’nin bir parçasıydı) Kiev’in 140 km kuzeyinde bulunan Çernobil Nükleer Santrali’nde gerçekleşen kaza, her biri 1.000 Megawatt (MW) gücünde olan dört reaktörün hatalı tasarımının yanı sıra reaktörlerden birinde deney yapmak için güvenlik sisteminin devre dışı bırakılıp peş peşe hatalar meydana gelmesi nedeniyle oldu.

Deneyin yapılacağı 25 Nisan 1986 günü önce reaktörün gücü yarıya düşürüldü, ardından da acil soğutma sistemi ile deney sırasında reaktörün kapanmasını önlemek için tehlike anında çalışmaya başlayan güvenlik sistemi devre dışı bırakıldı. 26 Nisan günü saat 00:23’ü biraz geçe teknisyenler deneyin son hazırlıklarını tamamlamak üzere ek su pompalarını çalıştırdılar. Bunun sonucunda gücünün yüzde 7’siyle çalışmakta olan reaktörde buhar basıncı düştü ve buhar ayırma tamburlarındaki su düzeyi güvenlik sınırının altına indi. Normal olarak bu durumda reaktörün güvenlik sistemine ulaşması gereken sinyaller de teknisyenler tarafından engellendi. Su düzeyini yükseltmek için buhar sistemine koşulların oluştuğuna karar verildi. Büyük patlama ise saat 01:23 meydana geldi.

Deneyin amacı; reaktörün çalışması aniden durdurulduğunda buhar türbinlerinin daha ne kadar süreyle çalışmayı sürdüreceğini ve böylece ne kadar süre acil güvenlik sistemine güç sağlayabileceğini öğrenmekti. Geriye kalan öteki acil güvenlik sinyali bağlantılarını da kestikten sonra türbinlere giden buhar akışı durduruldu.

Bunun sonucunda dolaşım pompaları ve reaktörün soğutma sistemi yavaşladı. Yakıt kanallarında ani bir ısı yükselmesi görüldü ve yapısal özellikleri nedeniyle reaktör tümüyle denetimden çıkmış oldu.

Tehlikeyi fark eden teknisyenler, reaktörün durdurulmasını sağlamak amacıyla bütün denetim çubuklarını derhal sisteme sokmaya karar verdiler; ama aşırı derecede ısınmış bulunan reaktörlerde saat 01:26’te, yani deneye başlanmasından bir dakika sonra iki patlama oldu.

Bu patlamanın ayrıntıları tam olarak bilinmemekle birlikte denetim dışı bir çekirdek tepkimesinin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Üç saniye içinde reaktörün gücü %7’den %50’ye fırladı. Yakıt parçacıklarının soğutma suyuyla karşılaşması, suyun bir anda buhara dönüşmesine yol açtı.

Oluşan aşırı buhar basıncı reaktörün ve santral binasının tepesini uçurdu.

Reaktördeki zirkonyum ve grafitin yüksek sıcaklıktaki buharla karşılaşması sonucu oluşan hidrojen yandı.

Her yer Radyasyon!

Sonrasında ise tam bir kabus bir kıyamet kopmuş gibi bir hava vardı reaktörden yükselen buhar hızla havaya karıştı, ilerliyen dakikalarda şehirde bulunan tüm insanlar tahliye edilip başka şehirlere araçlarla gönderildi.

En yüksek radyasyon dozlarına, sayıları bini bulan acil durum çalışanları ve Çernobil personeli maruz kaldı.

Çalışanların bazıları için maruz kaldıkları dozlar öldürücü oldu. Zaman içinde Çernobil’de çalışan kurtarma personelinin sayısı 600 bini buldu. Bunların bazıları, çalışmaları boyunca yüksek düzeyli radyasyona maruz kaldılar.

 https://oagtr.com/anasayfa/30439/

1986 Yılı ile birlikte Dünya bu olay ile çalkalanmış ve radyasyon yüklü bulutlar tüm avrupayı sarma korkusuyla Avrupa kara kara düşünüyordu, Türkiye radyasyonun bir zarar verip verilmeyeceği tartışılırken, ilk dalga Karadeniz’den geldi.

Çernobil faciasından sonrasında içerisindeki reaktör tamamen betonarme yapıyla kapatıdı ve bu süreç sonrasında gizli bir takım çalışmalar yürütüldü.

Binlerce Varil!

5000’den fazla zehirli varil gizli bir şekilde İtalyan menşeli gemi tarafından Türkiye suları sınırlarına yakın bir mesafeden 1000’den fazla varil Karadeniz’in derin ve soğuk sularına atıldı.

Bu variller dalgalar ile birlikte başta Karadeniz olmak üzere İstanbul’dan Rize’ye bir çok kıyılarımıza ulaştı.

İlk varillerin karaya ulaştığı tarih ise 1987, günümüze kadar Karadeniz’de sahile vuran varil sayısı 618’dir. Olayın ardından varillerin İtalya’ya geri gönderilme çabalarında sonuç elde edilemeyince, uzun araştırma sonucunda varillerin Sinop Soğuksu ve Samsun Alaçam’da kurulacak iki geçici depoya nakledilmesine karar verildi.

Soğuksu’da var olan bir bina depoya dönüştürülürken, Alaçam’da ise 1989 yılı sonlarında yeni bir depo yapıldı. 1987 yılından bu yana 369 adeti Sinop’ta, 249 adeti de Samsun’un Alaçam İlçesi’ne bağlı Terskırık Köyünde olmak üzere depolarda muhafaza ediliyordu.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Geçmiş Tarih: John Titor Gizemi!

Varillerin boşaltma noktası tam olarak bilinmiyor Karadeniz’in Türkiye kıyısındaki derin noktalarından biri olan Ereğli açıklarında denize boşaltılmış olabileceği düşünülüyor.

Aynı zamanda 3000’den fazla varilin de deniz dibinde bulunduğu tahmin ediliyor.  Aynı zamanlarda sivil toplum kuruluşlarının önderliğindeki çok sayıda protesto eylemi ile günceliğini koruyan zehirli variller İtalya’da da protesto konusu da oldu zaman zaman.

2002 yılı başında Samsun ve Sinop’taki depolardan gizlice alınan 2 varili İstanbul’da çevre koruma örgüte ait bayrak gemisi Rainbow Warrior’a yükleyerek İtalya’ya götürüldü.

Greenpeace eylemcileri, toksik atık varillerini Napoli’de Rainbow Warrior’dan indirerek, Roma’daki Çevre Bakanlığı önüne bir eylem düzenledi.  2002 yılında Greenpeace ve Sinop Soğuksu köylüleri Ankara’daki İtalyan Büyükelçiliği önünde birlikte eylem yaptılar.

2012 Yılında Bakanlığın İtalyan yetkililer yapılan görüşmede varillerin İtalyan Menşelli  bir gemi tarafından atıldığı kanıtlandı ve variller geri alındı.

 https://oagtr.com/anasayfa/30439/

Karanizdeki Çay bahçeleri ve çaylar Radyasyon’dan etkilendi!

Türkiye, Çernobil faciasının 2. sınavını variller ile verirken bir şok daha yine Karadeniz’den yaşadı.

Karadeniz halkının geçim kaynağı olan ve yörenin kendisine has yetişen ve Türkiye’de başka yerde üretilmeyen çay bahçeleriyle ünlü Karadeniz.

Çay yetiştiriciliği Karadeniz halkının en önemli gelir kaynaklarından birisiydi. 30 Nisan 1986 tarihinde yaşanan Çernobil faciasından sonrasında havaya karışan yüksek düzeyde radyasyon Türkiye’nin üzerine kara bulut gibi çöktü. Rusya’dan gelen radyasyon yüklü bulutlar Karadeniz’e ulaşana kadar 1986’nın Mayıs – Temmuz ayını bulmuştu.

Karadeniz’de her hafta yağmur yağıyor ve aralık ayında ise daha önce Karadeniz’de görülmemiş oranda kar yağdı. Yağan Yağmurda ve karda yüksek oranda radyasyon vardı. Karadeniz’e sinsice girdi ve doğaya radyasyon yerleşti hele ki, kara deniz halkının önemli geçim kaynaklarından birisi olan çayda yüksek düzeyde radyasyon tespit edildi.

Dönemin Karadeniz’deki Çay rezervlerini değerlendirmek amacıyla kurulan ÇAYKUR, 3-4 yıl olmuş kurulalı şirket yetkilileri tarafından radyasyonlu çaylar tespit edilmiş ve duyurulmamasına özen gösteriliyor.

Yetkililer bu konuda kara kara düşülmektedir çünkü az değil 1986 – 1987 hasadının tamamı yaklaşık 600 ton çay radyasyondan etkilendiği bahsediliyordu.

 https://oagtr.com/anasayfa/30439/

ÇAYKUR, 1986 Ürünü 58 bin ton radyasyonlu çayın tamamının tedbir alınarak gömüldüğünü açıklar, o dönemin yetkilileri bırakın tedbir almayı 1 mayıs 1986 tarihinde Türkiye’nin radyasyonlu bulutların etkisi altına girmek üzere olduğu uyarısı dönemin Rus Büyükelçisi  Avrupa sağlık örgütünü tarafından yapılır fakat ciddiye alınmaz.

1986 yılında meydana gelen Çernobil felaketinin ardından Trakya ve Marmara bölgelerinde yetkililerce gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen aynı hassasiyetin Karadeniz Bölgesi için gösterilmedi.

Halkın bağ ve bahçelerinde yetiştirdiği sebze ve meyveler radyasyonun etkisine maruz kaldı. Birinci derecede risk altında yaşayan 10 milyon Karadeniz insanı kaderiyle baş başa bırakıldı.

Bugün Karadeniz Bölgesi’nde patlama yapan kanser hastalığının başlangıcı o döneme dayanıyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna ait seyyar radyasyon ölçme cihazları olaydan 4–5 ay sonra Karadeniz Bölgesi’ne gönderildiğinde her şey için geçti.

Çayda Radyasyon Yok!

Çaykur yetkilileri Çernobil faciasının ardından radyasyonlu çayları imha için Çevre Kanununu hiçe sayarak bilinçsizce önce bu çayları yakılması ve gizlice toprağa gömmeye çalıştı.

Ellerinde kalan çayla ise dere yataklarına yakın yerlerde gömdüren ve Karadeniz halkının radyasyonlu su içmesine neden oldu.

Ayrıca o dönem bir önceki yıldan arta kalan çayları katıp harmanlayarak bu çayları yurt dışına satmaya çalıştı. Radyasyonlu çaylar AET’nin (Avrupa Ekonomik Topluluğu, AB) 30.05.1986 yılında çıkardığı 1707 sayılı kanunda şöyle yazmaktadır. “1 kilogramda 600 bekerel üzerinde radyasyon taşıyan ürünlerin alım ve satımının yasaklanması” hükmüne takılarak Türkiye’ye iade oldu.

Bu durumun ardından yetkililer, İstanbul Sarıyer’deki paketleme fabrikasından bir gecede TIR’lara yükleterek ülke genelinde askeri birliklere ve okullara Ücretsiz olarak dağıttılar.

Çernobil’in ardından Bakan Aral’ın açıklaması ise şuydu; ” Bakın Çayda Radyasyon Yok Ben İçebiliyorsam Halkımızda içebilir” demişti.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Razer Tost Makinesi 6 Yıl Aradan Sonra Gerçek Oluyor!

Madalyonun Diğer bir yüzü ise Çaykur’un Artvin/Hopa/Kemalpaşa fabrikasındaydı. 600 ton çay Kemalpaşa’daki çay fabrikasının arkasına gömüldü. Orman Genel Müdürlüğü Kemalpaşa Eğitim Merkezi’nin yanındaki bölgeye gömülen çayların üstü betonla kapatıldı. 1987 yılından beri altında radyasyonlu çay bulunan beton zemin, tahrip oldu.

Kimi zaman üzerine ağır kamyonlar park etti. Derenin hemen yanında olan ve denize yaklaşık 150 metre uzaklıktaki bu bölüm, doğal şartların da etkisiyle yıprandı.Şimdi radyasyonlu çaylardan sızan su, dereye oradan da denize akıyor. Yöre halkı yağmur yağdığında çıkan kara suyun bütün dereyi kirlettiği söyleniliyor.

 https://oagtr.com/anasayfa/30439/

Çernobil sonrası işte Türkiye üzerinde yaşananlar!

1986 Yılının Mayıs, ayında radyasyon yüklü bulutlar önce trakyayı daha sonrasında ise karadenizi etkisi altına aldı. Facianın ardından 1 Mayıs günü SSCB büyükelçisi, Türk yetkilileri Karadeniz’de ölçüm yapmaları konusunda uyardı.

Türkiye Atom Enerjisi Başkanı (TAEK) Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre “olay mevzii bir olay; Türkiye’ye ulaşsa bile etkilemez” dedi.

3 Mayıs günü radyoaktif bulutların Türkiye’ye ulaştığı ve oranın 7 kat arttığı açıklandı.

Edirne’de yağan yağmurdan dolayı TRT su birikintilerinin kullanılmamasını ve hayvanların otlatılmaması uyarısında bulundu.

3 Eylül günü Avrupa ülkeleri radyasyonlu olduğu gerekçesiyle Türkiye’den fındık alımını durdurdu.

28 Kasım günü Hollanda sağlık bakanlığı Türk çayında yüksek oranda radyasyon var açıklamasında bulundu.

29 Kasım günü Çay-Kur genel müdürü “Çayda radyasyon var” iddialarını “batı tezgahı” olarak nitelendirdi. Müdürlük çay kaynatıldığında radyasyonun 5-6 kat düştüğünü iddia etti.

2 Aralık günü efsanevi sanayi bakanı Cahit Aral çaydaki radyasyonun zararsız olduğunu ileri sürerek çay içti.

14 Aralık günü Federal Almanya, Türkiye’den alınan 13 ton çayı iade etti.

Kasım 1987’de TAEK depolarında 60 bin ton çay olduğunu iddia etti.

Ağustos 1988’de depolanmış çayın 40 tonu imha edildi.

 https://oagtr.com/anasayfa/30439/

Sonuçları!

Çernobil patlamasının yaşandığı günlerde Ankara’da öğrenci olan Doğu Karadenizli İsrafil Akman da, patlama haberini televizyonda izlediğinde büyük bir felaketin Karadenizlilerin kapısında olduğunu anladığını söyledi.

O günleri, radyasyon yüklü bulutların yönünü tahmin edip, “Umarım Karadeniz’e ulaşmazlar diye dua ederdik” diye anlatan Akman, “O günden beri doğamız altüst oldu. Karadeniz’in iklimi ve doğası tamamen değişti. ‘Etkileri 20 yıl sonra ortaya çıkacak’ deniyordu. Öyle de oldu. Grip hastalığına yakalanır gibi kanser oluyoruz. Hemen her evde bir kanser vakası var demişti.

Karadeniz halkı ise o günü şöyle anlatıyor. ”yağan siyah yağmur ise hala hafızamızda bir yağmur yağdı. Yapraklarda çamurlar oldu. Nedir diye şaşırdık. Gökten çamur yağar mı? Bütün bitkiler yandı, çürüdü. Hala da bağımızdan bahçemizden doğru düzgün verim alamıyoruz zamanında uyarmadılar. ”Bunlar yenmeyecek” demediler. Biz de afiyetle hepsini yedik. Biz ne bilelim radyasyon var Büyük adamlar yok diyordu, biz ne diyelim. Bilseydik biz de çaresine bakardık” dediler.

Sağlık Bakanlığı tarafından 2004 tarihinde açıklama yapıldı tam olarak şöyle; ”Sağlık bakanlığı bünyesinde oluşturulan ulusal kanser danışma kurulu, 26 nisan 1986 yılında Çernobil’de meydana gelen nükleer enerji santrali kazası sonrasında Türkiye’de iki bölgenin etkilendiğini belirtirken, kazayı takiben Trakya ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yaşayan halkın aldığı radyasyon dozunun 50 milirem olarak hesaplandığını açıkladı.

Karadeniz’de Çernobilin kanser kurbanlarından birisi ise Merhum Kazım Koyuncu’ydu.

Doğayı kurtarma bir çok Çernobil hakkında konferanslara katılmış ve en büyük korkusunun kanser olduğunu söylemişti. Kansere yakalandığında ise gülerek ”Çok Fiyakalı Bir Hastalığa Yakalandım Baba” demişti çevresine ailesine güler yüzlü kanseri kafasına takmıyor gözükse de Çernobile ve kansere çok kızgındı.

Günümizde Trakya’da fazla yüksek oranda kanser vakası görünmese de Karadeniz’de bu gün halen kanser vakaları halen çok yüksek. Doğanın Çernobilin etkilerinden kurtulması için halen uzun bir süre gerekiyor. Çernobil günümüzde halen unutulmuş ve geçen 30 yılın ardından tehlike arz etmiyor Sanılsa da Çernobil halen ölüm saçıyor.

Kazım Koyuncu’yu Rahmetle, Özlemle, anıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ücretsiz Oyun: Surviving Mars Ücretsiz Oldu!

Fortnite Dünyasının Sonu Mu Geldi?