Point & Click oyunlarının her zaman kendi çapında bir kitlesi olmuştur. Fakat genel olarak Platform veya Point & Click oyunları için ilk göze çarpan şey oynanışdan çok oyunun göze güzel gözükmesi oluyor. Oyunun, oyuncuya herhangi bir albeni sunması bu türe yanaşmayan oyuncuların bile oyuna “bir bakayım acaba nasılmış ?” gibi bir düşünceye sahip olmasına sebebiyet verebiliyor. Bulb Boy da bu atmosferi yaratmayı başarmış oyunlardan bir tanesi (en azından benim gözümde).

Bulb Boy görsel güzelliği ve garipliği insana aynı anda yaşatmayı başaran bir oyun. Oyun içi çizimleri, renklendirmeleri ve karakter tasarımları ile size hoş bir sunum sağlarken aynı zamanda oyun içerisindeki bir o kadar değişik ve garip yaratıklar ile de bahsettiğim ilginçliği sağlıyor.


KORKUNÇ MU ? ŞİRİN Mİ ?

Bulb Boy’a bir korku oyunu demek mümkün. Ne kadar şirin bir oyun olmasına rağmen temelinde dedemizin kaçırılmasını ve evimizi basan canavarlardan dedemizi geri almamızı konu alıyor oyunumuz. Oyunun canavarlarıda oldukça yaratıcı, ne kadar göze iğrenç gözükseler de canavarları takdir etmedim değil. Kısa kısa bölümler arasında ilerlediğimiz oyunumuzda belli bölümlerin sonunda bizi Boss savaşları bekliyor. Kendi küçük aklımızı kullanarak bu boss savaşlarının üstesinden gelmemiz gerekiyor. Boss savaşı dediysem de pata küte giriştiğimiz bir savaştan çok (nitekim küçük ampul kafalı bir çocuğuz) çevresel etkenleri kullanarak Bosslara karşı galibiyet kazanmaya çalışıyoruz.

Müzikler ve seslendirmeler konusunda oyunu gerçekten başarılı buluyorum, karakterim mutlu olduğunda bildiğin bende mutlu oluyorum veya korktuğunda resmen bu beni de etkiliyor. Ne kadar garip garip sesler çıkartıyor olsa da bunun karakter üzerindeki yansıtılış şekli oyuncuyu da etkilemeyi başarıyor.

Renk teması olarak yeşilin tonları ve siyah kullanılması oyuna oldukça yakışmış. Fazla göz yormuyor ve karmaşık da gelmiyor. Korkunçluğun ve şirinliğin bir arada bulunduğu Bulb Boy ortalamanın altında bir oynanış süresine sahip. Tek oturuşta bitirme ihtimaliniz çok yüksek, çünkü bizzat ben yaşadım. Fakat oynanış süresini göz ardı edip kendinizi bu hem şirin hem de korkunç maceranın kollarına bırakıp, keyfini çıkarmanızı tavsiye ederim.


Düşüncelerin bizler ve okuyucular için değerli olacaktır.