in

Darkest Dungeon

Merhaba, En Karanlık Zindanı-severler. Bu haftaki yazımızda meşaleleri yakacak, elimizde kılıçlar, ağzımızda kutsal sularla karanlığın kalbine, gerçekten de karanlığın kalbine, yolculuk edeceğiz. Akıl sağlığınızla vedalaşın, gidiyoruz…

Bildiğimiz, Bilmediğimiz ve Bilmek İstemeyeceğimiz Şeyler:

İlk olarak türden biraz bahsedelim; Oyunumuzda dört kişilik partiler kurup adamlarımızı zindana gönderiyoruz. Burada karşımıza çıkan ve “pek dostane olmayan” yaratıklarla savaşıp ilerliyor, hazineyi kaparak görevleri bitiriyoruz. Şimdi, bu kısma kadar aslında oldukça basit ve bilindik. Peki Darkest Dungeon’ı diğerlerinden ayıran nedir? Tek kelime ile: Psikoloji.

Haksızlık etmeyeyim, aslında oyunun orijinal olan bir çok kısmı var, ama psikolojik etkisi gerçekten de onu farklı bir yerde tutmamızı sağlıyor. Zindana gönderdiğiniz bay ve bayanlar ruhsuz birer varlık değiller. Hepsinin quirk adı verilen özellikleri var. Örneğin bir arkadaşımız karanlık sanatlara ilgi duyup, zindandayken her türlü şeytani şeye burnunu sokuyor. Başka bir tanesi ise kleptoman. Sonra bir tanesi karanlıkta (az meşale ışığında) daha rahat ederken başka bir tanesi ise karanlıktan korkuyor. Yani kimi, hangi göreve göndereceğinize iyi karar vermeniz gerekiyor. Oyunda yaşam ve ölüm çok ince bir çizgi olduğu için adamların özelliklerine, zayıf ve güçlü yanlarına dikkat etmek hayati.

Altın, para, pul güzel de hani tuzaklardan anlamıyorsan neden sen açıyorsun arkadaşım?

Psiklolojinin ikinci kısmına geçelim; Dediğim gibi zavallı dostlarımızı zindana göndermenin sadece fiziki değil aynı zamanda ruhları üstünde de son derece negatif etkileri var. Adamları “Vay efendim sen zindana git, böyle zengin olacaksın, şöyle ünlü olacaksın.” diye gönderiyoruz, onlar da gidiyorlar ancak karşılaştıkları zorluklar karşısında maalesef ki deliriyorlar. Açlık, meşale ışığının azalması, düşmanın kritik atması gibi durumlar moral bozup, kahramanlarımızın stres seviyesini arttırıyor. Stres seviyesi de can barı gibi düşünülebilir; can barı azaldıkça fiziksel olarak kaldırmadığı için mefta olma durumu ortaya çıkıyor. Stres çok arttığında ise bir duygu kişiyi ele geçiriyor. Örneğin grubun rahibesi umutsuzluğa kapılınca kendi turunu pas geçmeye ve devamlı bıdırdanmaya başlıyor. Bıdırdanınca diğer grup elemanlarının da moralleri bozulup stres alıyorlar. Rahibenin bu durumda zaman zaman kendi başına hareket etmesi (kime hangi saldırıyı yapacağını kendisinin karar vermesi) ve iyileştirmeyi pas geçmesi konularına değinmiyorum bile. Bu oyun sayesinde yeni küfürler öğrenebilirsiniz, şimdiden uyarıyorum.

Peki Basit Bir “Zindandaki-yaratığı-kes-hazineyi kap” Oyunu mu?

Yok yok, hiç değil. Darkest Dungeon, aslında standart başlar gibi yapan, ancak ilerledikçe kendine özgü bir hikayesi olduğunu vurgulayan neredeyse bir başyapıt.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  VR Aksiyon Oyunu Project İnferno'nun İlk Ekran Görüntüleri Yayınlandı

Zengin olan akrabamız, bu zenginlikten “ben ne oldum” delisi olunca resmen kaşınır, karanlık güçlere bulaşır. Bir zamanlar bahçelerinde kuşların şarkı söylediği, halkın Katy Pary’nin yeni kliplerini beklediği güzelim topraklar lanetlenir, türlü türlü yaratık, türlü türlü kabus ortada dolaşmaya başlar. Kendini ve halkını kurtaramayan akrabamız da çareyi bizi çağırmakta bulur. Bu mektuba cevap verdiğimiz an, artık biz de lanetin bir parçası oluruz. (Gerçek bir lanet çünkü –oyun yılı ile- herşeyi yoluna koymam benim dört yılımı aldı.) Dipnot olarak oyundaki sınıfların her birinin kısa hikayesini de bulabiliyoruz. Minik bir ayrıntı ama kesinlikle pozitif bir ayrıntı.

El Emeği Göz Nuru

Oyunun tüm grafikleri elle çizilmiş. Bir nebze karikatür tadında, içinde bolca da kara mizah barındırıyor. Çok gerçekçi grafikler ile ilgili bir takıntınız yoksa tam sizin için diyebilirim. Ayrıca yine küçük ve zekice düşünülmüş ayrıntılardan biri de ışığın oyuna hem mekanik hem de görsel olarak etkisi. (Mekanik etkilerini psikoloji kısmında yazdım, hatırlamıyorsanız dersinize konsantre olmuyorsunuz demektir.) Meşale ilk yakıldığı andaki parlaklığı çevreye yansıyor, meşale öldükçe ortalık da kararıyor. Aslında söylediğim şey çok büyük bir şey değil, farkındayım, ama iki boyutlu bir oyun için güzel bir ayrıntı olmuş. Daha “karanlık” hissetmemizi sağlıyor. Güzel, güzel.

Önemli Olan Kontrolü Kaybetmemek

Kontroller kısmında bir sıkıntı yok. Ya klavyeden ya fareden tıklamak suretiyle yan yan, 2d şeklinde ilerliyoruz. Tuzakları tıklayarak bozuyoruz. (Tabi kişinin seviyesi yeterliyse. Yoksa gitti kol, bacak.) Kabiliyetlerimizi de önce üstüne tıklayarak, ardından da hedef alarak seçiyoruz. Tur tabanlı strateji olduğu için acele etmeye gerek yok. Gelecek olan ecel, zaten gelir. Hepsi bu kadar.

Önlerindeki yakışlıklının neden bağırdığını anlamamış olan takım, hafiften tırsma pozisyonuna geçmiş…

Kontrol edilmesi gereken önemli bir konu da oyundaki sınıfların kabiliyetleri. Bu türe alışkın olanlar bilir, diğerleri de tahmin eder; kimi sınıflar çok dayanıklıdır en ön safta yer alır, düşmanın arka saflara ulaşmasını engellerler. Genelde iyileştirme becerileri ya da menzili silah kullananlar daha arkada olurlar, delirenler devamlı yer değiştirip safları dağıtırlar vb. Kimin önde, kimin arkada, kimin ortada duracağımın doğru belirlenmesi oyunun en önemli kısmı. Uyku sersemi grup oluşturup zindana gönderdiğimi, daha ikinci dövüşte iki adam kaybettiğimi ve kaçtığımı bilirim. Oyunda gerçekten de milyonlarca kombo yapmak da mümkün; örneğin man-at-arms genelde kalkanlı ve yüksek cana sahip olduğu için önden gelen ataklar kesmek için kullanılıyor. Ama kabiliyetlerini ayarladıktan sonra grubun en arkasında durup, takımdakilere çeşitli artılar (buff) verebilir ve birini koruyabilir. (Başka birine gelecek olan saldırıyı kendi üstüne alma. Bizde “BIRAK O KIZI!” diye bilinir.) Neredeyse tüm sınıflar için bu tür şeyler yapmak mümkün, hatta bazı sınıflar sadece savaş içinde yer değiştirmeleri ile ünlü. Peki bu kadar mı? Hayır değil. Söylemiş olduğum bu kabiliyetler aynı zamanda kampta ne yapacağımıza da karar veriyor ve kaderi etkiliyorlar. Uzun olan görevlerde bir ya da iki kez zindandayken kamp yapma durumumuz oluyor. Kampta hastalıkları, normal yaralanmaları, kanamaları ve psiklolojik sıkıntılar gideriliyor/giderilmeye çalışılıyor. Adamlar kampta boş boş oturmuyorlar yani.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  God of War İncelemesi: Sparta Çocuğuyuz Her Yerde?!

Her Yol Biter…

Yazıyı toparlayıp bitireyim. Darkest Dungeon, asla ve asla oyuncunun gözünün yaşına bakmayan bir oyun. Bu özelliği onu güzel kılsa da bazen çok abartıyor maalesef. Özellikle ölen adamlarınızın asla geri gelmemesi başlı bir heyecan ve zaman zaman küfür katıyor oyuna. Adamların ekipmanları yükseltilip, psikolojileri de düzeltilebiliyor; ama bunların hepsi para demek, para da zindana tekrardan inmek demek.

Aşırı zor olması dışında oturup 10 saat oynanabilecek bir oyun değil. Üç kere zindana gittiğinizde sonunda sıkılıyorsunuz. Ama sık sık, belli aralıklarla (diyet listesi gibi oldu) oynarsanız başarılmayacak şey değil. Özellikle Boss’larda heyecanlanmayın. Zor tur tabanlı stratejileri seven ve karanlık yerlerden korkmayan oyunculara tavsiye edilir. İnanın bana oyun bittiğinde çok daha sabırlı bir kişi olacaksınız. Ya da çok daha sabırsız. Bilemedim şimdi. Özetle ben herkese tavsiye ediyorum. Bitiremeseniz bile, kendi yılının en güzel oyunlarından birini bize sağlayan Red Hook’a teşekkür ediyoruz.

Oyuna an itibariyle Steam üstünden buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Barutu doldurdum. Bıçağımı biledim. Dün akşam sağlam içtim. Çeliğim de psikolojim de hazır. Zindana giriyorum. Bir dahaki hafta yeni bir inceleme ile karşınızda olmak dileğiyle, zindanlarda ışığınız bol, kritiğiniz çok olsun.

Ben hazırlanırken sizi de oyunun çıkış videosu ile baş başa bırakıyorum. İyi seyirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CS:GO | 19 Mart 2017 Güncellemesi

Dota 2 | 22 Mart 2017 Güncelleme Notları