in

Darksiders Genesis İncelemesi

Darksiders ama Diablo

Çıkışını ilk yaptığı zamandan  bu yana kalbimdeki özel yerini kaybetmeyen Darksiders serisi, son çıkardıkları Darksiders Genesis ile bir kez daha beni tatmin etmeyi başardı. Serinin 4. oyununu beklerken karşımıza çıkardıkları izometrik/hack & slash tadında ki oyunumuz bir Spinoff olmakla birlikte kendisi ilk 3 oyundan da geriye gidip olayların nasıl bu hale geldiğini anlatıyor.

Yaradılıştan bu yana evrenin dengesini korumayı kendilerine ilke edinen bir konsey ile başlıyor hikayemiz. Evrendeki yanlışları düzeltmek ve dengenin bozulmamasını sağlamak için kendi emirlerini yarı şeytan ve yarı melek ırkından olan (Nephilim) mahşerin dört atlısı aracılığı ile dağıtıyorlar. Fury, Death, Strife ve War bu amaç uğruna konseyin emri altına girip çok büyük güçler elde ediyorlar. Tabii ki konsey kendi emirleri altına girmenin ve onlara bahşettikleri gücün bedeli olarak atlılarımıza kendi ırklarını yok etme emrini veriyor. Atlılarımız koşulsuz bir şekilde bu emri yerine getiriyor ve büyük bir katliam oluyor. Oyunumuz da bu savaştan sonra Strife ve War’un konseyden aldıkları yeni emirle başlıyor

Bu sefer ki görev ise cehennemde ki dengeleri alt üst etmeye çalışan cehennemin kralı Lucifer’ı alt etmek. Lucifer cehennemde düzeni bozup kendi çıkarına büyük işler planlamaya başlıyor ve konseyin emriyle de bedelini ödetmek Strife ve War’a kalıyor. Hikaye dışardan bakıldığında oldukça basit duruyor, ilk baktığınızda gözünüze tek çarpan Lucifer’ın planlarını bozup kendisine bunun bedelini ödetmek. Tabii ki işlerin ne kadar sarpa sardığını eski oyunları oynayanlar tahmin edebiliyordur.

Espri Silahtan Keskindir

Oyunumuz 2 ana karakterden oluşuyor: War ve Strife. War her zaman ki soğukkanlı tavrını korurken Strife’a baktığınızda adeta bir Deadpool kişiliği görmeniz mümkün. Her canavar öldürdüğünde yaptığı espriler War’un sürekli sinirini bozması ve bunun gibi bir çok şeyler Strife’ı gerçekten oldukça sevdirdi. Kendi başınıza oynarken 2 karakter arasında geçiş yapıp hem uzaktan hem yakından dengeli ve keyifli bir şekilde oyunun tadını çıkartabilirsiniz. (Ya da benim gibi bütün materyallerinizi Strife’a harcayabilirsiniz) Co-op işin içine girdiğinde ise biriniz War’u biriniz Strife’ı oynamak durumunda kalıyorsunuz. War’da Strife’da kendilerine has savaş mekaniklerine, yeteneklere ve özelliklere sahipler. Birinden biri daha iyi diye seçmek pek mümkün değil. 2 karakter de oldukça başarılı bir şekilde dizayn edilmiş. Bu durum biraz daha oyunu nasıl oynamak istediğinize göre şekilleniyor. Ben uzak mesafeden savaşa girmeyi tercih ettiğim için oyunun bulmacalar dışındaki her kısmında Strife oynadım. Bu durum biraz da diğer 3 atlıya kıyasla bilmediğimiz tek karakterin Strife olması ile alakalı olabilir.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Mafia: Definitive Edition İncelemesi (Spoilersız)

Oyuna tek başladığınızda sonuna kadar öyle sürdürmek zorunda değilsiniz. ilerleyeceğiniz 16 bölümlük haritanın belli başlı yerlerinde arkadaşınızı oyuna çağırabileceğiniz yerler mevcut. Böylelikle istediğiniz zaman da kendi başınıza devam edebilme imkanınız oluyor. Darksiders serisi için genellikle “Pc camiasının God of War’u” gibi bir tabir kullanılıyor. 3. oyuna kadar da bu aynı şekilde devam etti fakat son çıkardıkları oyun tamamen farklı bir oyuna dönüş yaptıklarını gösteriyor. Tabii ki oyunumuz spinoff olduğu için ileride çıkacak olan oyunun da aynı şekilde çıkacağı kesin değil ama ihtimaller arasında bulunuyor.

Biraz Öldürelim Biraz Sandık Açalım

Oyunumuz ne kadar izometrik olarak oynansa da klasik Darksiders serisinden esintiler hala içerisinde bulunuyor. Çeşit çeşit bulmacalar veya ileride kazanacağımız güçlerle erişmemiz gereken lokasyonlar Darksiders Genesis’de de aynı şekilde mevcut. Temelde karakterlerimizin kullandıkları silahlar sabit olsa da ilerledikçe yeni yetenekler elde ediyorsunuz. Bunların bazıları direkt aktif yetenek olarak iş görürken bazıları iste kullandığınız silahlara ekstra özellikler katıp tamamen bambaşka bir strateji uygulamanıza olanak sağlıyor. Karakter gelişimi konusun da değişik bir yol izlemiş Darksiders Genesis. Creature Core sistemi olarak tanınan bu sistemde öldürdüğünüz yaratıkların kendilerine has Core’ları düşüyor. Bu düşürdüğümüz Core’ları ise yetenek ağacına benzer bir ağaçta kendi yuvalarına yerleştirip War ve Strife’ın pasif olarak güçlenmesini sağlıyoruz.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Grand Chase Mobil İçin Ön Kayıtlarını Başlattı!

Hack & slash türünü temsil eden bir oyun olduğu için etrafta bol bol yaratıp kesip bol bol hazine sandıkları topluyoruz. Ana senaryo görevinin yanı sıra yan görevlerde mevcut. Oyunun haritası çizgisel olmasına rağmen oldukça özgür bırakıyor oyuncuyu. Bu sayede neredeyse open world havasında haritada dolaşıp senaryo dışı işlerle de uğraşabiliyorsunuz. (özel paralar toplamak, bulmaca çözmek vs.)

Oyunla ilgili en çok canımı sıkan ve gerçekten canımı sıkan noktalardan biri bug sorunu oldu. Uzun bir süredir bu kadar bug dolu bir oyun oynamamıştım. O kadar çok karşılaştım ki saysam bir sonuç veremezdim. Bunun yanı izometrik bir oyun olduğu için bazı zamanlarda kamera açısının gazabına uğramanıza da mümkün. Bug problemi ile ilgili çıktığından bu yana sürekli geliştirmeler yapıldığını takip ettim fakat hala bu kadar çok olması gerçekten problem. Oyunun başlarında oldukça fazla olsa da hikaye de ortalama bir süre ilerledikten sonra daha az karşılaşmaya başlıyorsunuz bu da oyun zevkini çok fazla baltalamıyor.

Darksiders Genesis, son zamanlarda çok popüler olmayan izometrik/hack & slash türünün güzel örneklerinden biri. Yukarıda bahsettiğim sorunlar çok canınız sıkmadığı sürece kendinizi Darksiders evrenine atıp sağa sola ateş edip veya düşmanları liğme liğme kesebilirsiniz.

Oynanış: 7/10
Müzikler: 7/10
Hikaye:7/10
Grafikler:8/10
Genel:7/10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2020 Steam Kış İndirimleri Ne Zaman?

Assassin’s Creed Valhalla’dan 4K ve Türkçe Alt Yazılı Hikaye Fragmanı!