Selamlar Only A Gamer takipçileri. Heavy Rain, Fahrenheit ve Beyond Two Souls yapımlarından tanıdığımız Paris merkezli Fransız video oyun geliştirici şirketi Quantic Dream’in, David Cage önderliğinde geliştirdiği Detroit Become Human, bildiğiniz üzere 25 Mayıs’ta PlayStation 4 Exclusive olarak çıkışını gerçekleştirdi. Çıkış gününde sitemizde çıkış haberini paylaşmıştık. Oyunun inceleme puanlarını görmek istiyorsanız buradan Detroit: Become Human’ın çıkış haberini okuyabilirsiniz. Evet öncelikle o haberde oyunun incelemesini yazacağımı söylemiştim sizlere. Oyun çıkalı yaklaşık 10 gün gibi bir süre geçti. Bu 10 gün içinde tabii ki de oyunu ayrıntılı şekilde inceledim. Bir inceleme yazmak için biliyorsunuz ki sadece oyunu bitirmek yetmiyor. Oyunun hikayesini mükemmel bir şekilde anlayıp, oyunla alakalı aklınızda soru işareti olmaması için günlerinizi bu işe ayırmanız gerek. Ben de sizler için en doğru ve etkili incelemeyi hazırlamak amacıyla bu 10 gün içerisinde oyunun hikayesini kısa kısa not aldım (4500 kelime şş çaktırma :D). Bu notlar sayesinde oyunu en iyi şekilde anlayıp sizlere en etkili incelemeyi sunmaya çalıştım. İncelemeye yavaş yavaş girmeden önce son bir şey daha belirtmek istiyorum. Bu inceleme spoiler içerecek. Oyunu ben nasıl gözlemlediysem ve seçeneklerim ne yönde olduysa o şekilde size aktaracağım. Oyun tercih bakımından milyonlarca seçenek içerdiğinden, bütün seçeneklere teker teker bakmak aşırı zor ve biraz da sıkıcı olacaktır diye düşünüyorum. Yani “Ben böyle görmedim.”, “Bu yanlış mı anlatıyor?” gibisinden cümleler ile üstüme gelmemenizi talep ediyorum sizden. Zaten inceleme içerisinde hikayeyi aşırı spoilerlı bir şekilde anlatıp sizi boğmak yerine gerektiği yerde spoiler vererek, anlatımı kuvvetlendireceğim. O zaman başlayalım.


Oyun Adı: Detroit: Become Human
Piyasaya Sürülme Tarihi: 25 Mayıs 2018
Geliştirici: Quantic Dream
Tasarımcı: David Cage
Tür: Macera
Yayıncı: Sony Interactive Entertainment
Platform: PlayStation 4

NE ANLATIYOR BU OYUN?

Oyunun konusuyla başlamak incelemeyi daha etkili kavramanız için en iyisi olacaktır. Yıl 2038. Androidler insanların emrinde. Televizyonlarda, iş yerlerinde, sokaklarda, her yerde androidler mevcut. İnsanoğluna büyük bir fayda sağlamak amacıyla CyberLife adında bir şirket android üretimine başlıyor. Bu şirketin sahibi Elijah Kamski adında bir adam. Bu adam kendine asistan olarak Chloe adında bir android üretmiş. Bu androidi oyunun giriş ekranında görüyoruz. Neyse konudan çok sapmadan devam edelim. İnsanoğluna fayda sağlamak için üretiliyor demiştik ancak işler planlandığı gibi gitmiyor. Androidler sağladıkları yararın dışında, insanların işlerini ellerinden alarak onları sıkıntıya sokuyor. Androidlerin bir tek satın alım ve bakım ücreti var. Bu olay tabii ki insanları işsiz durumuna sokarak ekonomik krize neden oluyor ve ekonomi tam anlamıyla çöküyor. Amerika ve Rusya hükûmetleri androidler yüzünden savaşa girerek dünyada büyük bir ses uyandırırken, bir sürü insan işsiz kalarak toplumda daha alçak yerlere düşüyor. Oyunun ilk sahnelerinde bir evsiz adamın ”Bu androidler yüzünden şu an buradayım.” şeklinde bir yazı yazdığını görüyoruz. İşte bu da demek oluyor ki androidlerin bizlere fayda mı sağladığı yoksa zarar mı verdiği belli değil. Oyun üç adet ana karakterimiz olan androidlerin insanlarla ve kendi aralarındaki ilişkilerine göre ilerliyor. Genel olarak oyunun neyi anlattığını anladıktan sonra ana karakterlerimizi ve tanımaya geçebiliriz sanırım.

CONNOR

CyberLife tarafından, Detroit Polis Departmanı için özel üretilen RK800 model bir ”arabulucu” Connor. Oyundaki genel amacı insanlara zarar veren, aykırı androidleri bulup onları sorgulamak veya etkisiz hale getirmek. Yani güvenlik açısından büyük bir öneme sahip Connor. Kendisinin diğer androidlerden daha farklı özellikleri mevcut. Kamski ile bağlantısı olan Amanda oyunun bir bölümünde Connor’a çok özel ve üst düzey bir robot olduğumuzu söylüyor yani Connor öyle kolay lokma değil. Akıllı, zeki, tam bir dedektif. Connor delilleri hızlı bir şekilde bulup inceleyebiliyor ve delilin kime ait olduğunu kolayca bulabiliyor. Aynı zamanda oluşturduğu simülasyonlar sayesinde olayın ne zaman, nasıl, tam olarak nerede gerçekleştiğini bulabiliyor. Bu özelliklerde onu tam bir profesyonel dedektif haline getiriyor. Connor’ın oyunda bir de bir partneri var. Teğmen Anderson. Detroit Polis Departmanı sonradan Connor ile birlikte çalışacak tecrübeli bir polis ararken doğru kişinin Teğmen Hank Anderson olduğuna karar veriyor. Anderson ve Connor’ın ilişkileri oyun boyunca benim aşırı hoşuma gitti. Hank’in karakteri o kadar güzel yansıtılmış ki beni kendisine oldukça çekti. Connor oyun boyunca Anderson ile gelen ihbarlar üzerine, aykırıları bulup sorgularını yapıyor veya mecbur bırakıldığında onları öldürüyor. Tabii ki de bu seçim tabanlı bir oyun olduğu için Anderson ile ilişkiniz, sizin gösterdiğiniz davranışlara yani yaptığınız seçimlere göre değişiyor. Yani Anderson ile ilişkinizin nasıl gideceği size bağlı. Oyunun bir sürü seçeneği olduğundan Anderson’ın Connor ile ilişkisi çok farklı yerlere de gidiyormuş. Oyun boyunca Anderson ile aramızda sıkıntımız olmaması için uğraşırsanız Anderson’ı kendinize sevdirebiliyorsunuz. Connor’ın hikayesi bu şekilde.

MARKUS

Evet. En mükemmel tasarlanmış karakter olarak düşündüğüm Markus’tayız şimdi de. Markus ünlü ressam Carl Manfred’in yanında ona hizmet eden RK200 model bir android. Kendisi ile duygusal bağ olarak baba-oğul ilişkisini kurmayı başarmış bir android kendisi. Sahibini korumak ve ona en iyi hizmeti verebilmek için elinden geleni ardına koymayan, sahibine aşırı düşkün bir android diyebiliriz. Markus’un asıl olayı tabii ki de bu kadar değil. Sahibi Carl Manfred’in ölümüyle büyük bir boşluğa düşen ve üzüntüye kapılan androidimiz, yanlış bir anlaşılmadan dolayı Carl’ı öldürmüş gibi gözükerek, hurdalığa atıyor. Yanlış anlaşılmayı yaratan kişi ise Carl’ın oğlu Leo. Daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim çünkü Leo ismini duyunca sinirlenmeden duramıyorum. Hurdalıkta yedek parçalar bularak tekrar eski vücüduna kavuşan Markus, hurdalıkta kendisine ”Jericho’yu bul. Özgürlüğümüz orada.” gibisinden bir cümle söyleyen yaralı bir android sayesinde ipuçlarını kullanarak, Jericho’yu buluyor. Oyunun belli bir bölümünden sonra hikayeyi en çok etkileyen ve ilerleten şey zaten Jericho. Nedir bu Jericho peki? Jericho aslında bir gemi. Bu geminin içinde bütün aykırılar toplanmış ve hep birlikte bir halk şeklinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Jericho’nun amacı androidlerin insanlarla eşit haklara sahip olmasını, androidlerin köleliklerinin sonlandırılmasını sağlamak. İşte Markus da gerek yaptığı planlar olsun, gerek Jericho halkını benimsemesi olsun, Jericho halkı içerisinde birçok kişiyle tanışarak liderlik konumuna yükseliyor. Markus aynı zamanda Jericho’dan tanıştığı bir Sex androidi olan North ile ilişki yaşamakta. Markus beni en çok etkileyen karakter oldu oyunda. Nedeni açıkça ortada. Hırslı, kararlı, zeki ve liderlik yönü çok sağlam bir android var karşımızda. Jericho halkına yaptığı konuşmalar olsun, düzenlediği gösteriler olsun ”Vay be helal sana Markus!” dedirtiyor insana. Markus’u her gördüğünüzde içiniz kıpırdıyor. Heyecanlanıp, etkileniyorsunuz. Markus oyunun ilerleyişi ve hikayesi açısından oyunu ayakta tutan en önemli karakter bence. Bu klişe cümle kalıbını kullanmadan Markus’u sonlandırmak istemiyorum. Jericho evimiz Markus babamız!

KARA

Diğer iki androidimizden, daha çok kişisel bir hikayeye sahip olan ve oyun boyunca aynı hikaye üzerinde ilerleyişe sahip bir android Kara. Evin annesinin evden ayrılmasıyla tek başlarına kalan Baba Todd ve kız Alice’in yanında hizmetçi olarak görev alan AX400 hizmetçi model bir android kendisi. Kara hakkında daha fazla bilgi vermem için Todd hakkında da daha fazla bilgi vermem gerek. Başta kız dedik evet ancak büyük bir spoiler geliyor hazır olun. Alice aslında YK500 adında bir kız çocuğu modeli bir android. Kendisine üşüme, titreme ve hastalanma gibi çocukluk vasıfları yüklenmiş. Yani Todd’un hikayesi başta anlattığım gibi değil. Oyunun sonlarına doğru öğreniyoruz bu bilgiyi. Todd’un karısı, kızını da alıp evi terkettikten sonra, kendisine bir adet kız çocuğu modeli android ve hizmetçi modeli bir android alarak kendisine yardım etmelerini ve yanlız hissetmemesini sağlıyor. Todd’un Alice’e davranışlarının, kullandığı ”Kızıl Buz” adında uyuşturucu madde yüzünden kötü olduğunu düşünüyordum ancak tabii ki de kendi kızı olmadığı sürece aynı sevgiyi bir androide gösterememiş kendisi. Oysaki Alice çok tatlı bir kız çocuğu android. Ne bu davranışlar? Hep bu kızıl buz hep. Bırakın şu kötü alışkanlıkları. Yıl olmuş 2038 hâlâ uyuşturucu kullanılıyor. Bu nedir yav? Tabii ki de evin hizmetçi model androidi Kara, Alice’in bir android olduğunu bilmiyor ve Todd’un kötü davranışları yüzünden Alice ile evden kaçıyor. Kara’yı oynadığımız ilk sahnede zaten tamirden yeni çıkıyoruz. Yani bu psikopat, bağımlı Todd önceden bize zarar vermiş ve bizi bozmuş şimdi tamir ettirip bizi tekrar eve getiriyor. İnsan yüreğini bırak, Android yüreği bile dayanmaz bu ne be? Nedir bu işkence? Robot diye bu kadar zulmü, işkenceyi görmek zorunda mı arkadaş? Her neyse Alice ile sığınak arayışına geçiyoruz ve olaylar gelişiyor. Kara’nın hikayesi oyunun sonuna kadar Alice ile geçiyor. Tabii bir de Luther var ama bildiğim kadarıyla Luther bizim seçimlerimiz doğrultusunda bize katılıyor. O yüzden Luther’dan çok söz etmeyeceğim. İncelemenin ilerleyen bölümlerinde belki değinebiliriz. Kara karakterinde beni en çok etkileyen şey, Alice ile aralarında ki ilişkiydi. Tam bir anne-kız ilişkisi vardı. Duygusal bağ olarak en etkili yansıtılan Kara ve Alice arasındakiydi bence. Alice’i oyunun büyük bir bölümünde normal kız çocuğu olarak bilmemiz ve Alice’in mükemmel bir kız çocuğu modeli olması bizi duygusal olarak çok etkiliyordu. Ey ”Ben ne zaman diğer kız çocukları gibi olacağım?” tarzı konuşmalar yapan Alice! Kızım androidsin sen, hiçbir zaman onlar gibi olamayacaksın çünkü Detroit’te Markus baba olmadan, androidleri sevmeyenler hep olacak. Androidlerin insanların işlerini ellerinden almasıyla, siz androidlere pek sıcak bakmıyorlar. Olsun sen yine de umudunu kesme. Belki de Markus baba bir gün seni de normal kız çocuğu gibi yapar. Sen de isteğine kavuşursun. Evet Kara ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Ana karakterlerimiz bu kadar. Yan karakterleri incelemenin bazı başlıklarında, eğer gerekiyorsa tanıtacağım ve onlar hakkında bilgiler vereceğim.

Karakterler hakkında verebileceğim en sağlam bilgileri sizlere verdikten sonra şimdi de farklı başlıklar altında oyunu incelemeye devam edeceğiz. Daha çok sohbet havasında yazmaya çalışıyorum ama bu başlıklar olmadan sohbet içerisinde vereceğim bilgileri kaybedip, bilgiler arasında boğuluyorum gibi hissettiğimden böyle bir tarz seçtim kendime. Umarım kusuruma bakmazsınız. Başlayalım o zaman.

SEÇENEK CENNETİ

Oyun hepinizin bildiği gibi seçim tabanlı bir ilerleyişe sahip. Yaptığınız seçimler oynadığınız bölümü ve hatta seçiminizi yaptığınız bölümden 3-4 bölüm sonrası bile oyunun ilerleyişine etki ediyor. Bu da seçtiğiniz hareketlerin aşırı önemli olduğunu bizlere gösteriyor. Nasıl bir oyun istiyorsanız, hikayeyi nasıl bir şekilde kişiselleştirmek istiyorsanız, ona göre seçimlerinizi yapmanız gerek ki oyun sizin isteğinize göre ilerlesin. Her bölümün sonunda yaptığınız seçimleri ve bütün seçimleri gösteren bir şema akıyor ve bu şemadan bölümün kaç sonu ve kaç seçeneği olduğunu görebiliyorsunuz. Şunu da belirteyim, her zaman düşündüğünüz şeyler olmuyor. Seçenekler arasında aşırı kararsız kalabiliyorsunuz ve bunu seçersem şöyle olur o zaman seçeyim diyebilseniz de işler tahmin ettiğiniz gibi gitmeyebiliyor. Yani her seçenek tahminleriniz doğrultusunda oyunu etkilemiyor. Bu, oyunu oynarkenki bakış açınızı önemli ölçüde değiştirebilir. O yüzden seçimlerinizi yaparken dikkat edin.

QTE(Quick Time Event) Mükemmelliği

Ne diyorsun hocam sen? Quick Time Event de neyin nesi? Hemen açıklayayım: Quick Time Event, Türkçe karşılığı ”Hızlı Zaman Etkinliği” olan Quick Time Event, refleks gerektiren bir etkinlik. Oyun esnasında, en çokta aksiyon sekanslarında, daha çok konsol oyunlarında rastladığmız, ekranda beliren tuşlara kısa sürede basıp karakterimizin hareketlerini yapmasını sağladığımız bir sistem. Quantic Dream bu olayı gerçekten o kadar güzel yetirmiş ki, dizi gibi akıp giden bu oyunda, aksiyona en azından mükemmel bir Quick Time Event ile birlikte girebiliyorsunuz. Bu olay gamepadinizi tüm fonksiyonlarıyla beraber kullanmanızı da sağlıyor. Bir yandan refleks yeteneğinizi en etkili şekilde kullanıp, bir yandan da gamepadinizin hakkını veriyorsunuz diyebilirim. Böyle bir oyunda aksiyon sekanslarında Quick Time Event kullanılması inanılmaz doğru bir kara olmuş diyebilirim.

Dizi mi İzliyoruz, Oyun mu Oynuyoruz?

Her ikisi de. Detroit Become Human okadar güzel oluşturulmuş ki bir dizi serisi kadar sağlam bir hikayeyi anlatıyor ve bunu bir video oyununun içine interaktiflik sokarak sizlere sunuyor. Oyun o kadar akıcı ki oyunu oynarken ne yoruluyorsunuz ne de sıkılıyorsunuz. Bölümler maksimum 30 dk civarı sürdüğünden dolayı da ”Ver yenisini hocam, akıt gelsin.” oluyorsunuz kısacası. Bir dizi kadar güzel hikayesi ve akıcılığı. Bir oyun kadar da oynanabilirlik ve mükemmel bir interaktiflik sunuyor bizlere Detroit Become Human. Ne yaptınız hocam siz yavaşş 🙂

Mükemmel Grafikler

Açıkça söylemek gerekirse, bu oyun eğer pc için de çıksaydı, çoğu pc kullanıcılarını gözyaşlarına boğacaktı. Atmosfer, çevre, dokular o kadar güzel ki şaşırıp kalıyorsunuz. Hele ki o androidlerin yüz hatlarının tasarımı falan “Offf”. Artık 2018 yılındayız yani grafikleri kötü olan oyun zaten çıkmıyor da Detroit grafik tanımına ayrı bir boyut katıyor bunu söyleyebilirim.

Duygusal Bağ

Androidler arasındaki duygusal bağlar aşırı kuvvetli yansıtılmış. Connor ve Anderson, Kara ve Alice, Markus ve North hatta Jericho arasındaki duygusal bağ bizlere gayet net bir şekilde yansıyor. Hani ”Oğlum bunlar android değil miydi, insanlardan daha güzel duygusal bağ kuruyorlar.” düşüncesine sahip olabiliyorsunuz.

11 Saat Oynanış Yeter mi Hocam?

Oyunun Howlongtobeat sitesinin verilerine göre main story uzunluğu 11 saat 14 dakika. Oyunun içi okadar güzel ve yoğun ki 11 saati dolu dolu yaşıyorsunuz. Bir de eğer farklı sonları görmek isteyip, oyunu böyle oluyor ya ”Completionists” arkadaşlar işte siz onlardan biriyseniz en az 25-30 saat gömmeniz gerekicek. Oyunun aşırı fazla bölüm sonu ve finali var. İnteraktif seçenek çeşitliliği o kadar fazla ki eğer çok takıntılı değilseniz hepsine teker teker göz atmak belli bir noktadan sonra canınızı sıkabilir benden söylemesi. 11 Saat oynanış gayet yeterli olmuş. Oyunun içini o kadar güzel doldurmuşlar ki zaten süresine asla takılmıyorsunuz.

Ses ve Müzikler Nasıl?

Oyunun sesleri ve müzikleri sizi atmosfere aşırı derecede bağlıyor. Aksiyon sekanslarında arkadan gelen müzikle olaya kendinizi fazla kaptırıp evin içinde bağırıp durabiliyorsunuz. Oyunun müzikleri başarılı bir şekilde seçilmiş, ve kullanılan ses efektleri başarılı sinema filmleri kalitesini bize Detroit’te sağlıyor. Ses ve müzik konusunda en ufak bir kaygınız olmasın. Gerçi oyuncuların en az takıldığı noktalardan birisi ses ve müzikler olabilir ancak size o atmosferi yaşatması açısından ben aşırı önemli buluyorum bu ikiliyi.

Senaryo’da Durum?

Evet hikaye güzel dedik ancak hikayenin güzel olması her zaman senaryonun da kaliteli olacağını bizlere göstermeyebilir. Özellikle diyaloglar konusunda eksiklik hissettiğimi söyleyebilirim. Bazı diyaloglar duygusal bir anda çok daha iyi olabilirken, android olduğumuzdan dolayı bütün anı yok ediyor. Hele ki Kara’nın bazen çok basit konuşmaları… Ah be Kara, küçücük kız android bile senden daha güzel konuşuyor, neden bazı duygusal anlarda çok basit konuşuyorsun? Olsun her halinle seviyoruz seni 🙂 Senaryo’da dediğim gibi android olduğumuzdan dolayı Markus haricinde Connor ve Kara’nın bazı diyaloglarında eksiklik hissettiğimi söyleyebilirim. Zaten oyunda pek fazla eksi vereceğim kısım yok. Artıları ve eksileri incelemenin sonlarına doğru sizlere belirteceğim.

FİYAT-PERFORMANS

Evet. En sıkıntılı durum ise bu. Oyunun fiyatı 279 TL. Dolar ve Euro’nun artmasıyla birlikte herşeyin fiyatında artış başlamakta. PlayStation oyunları zaten pahalıydı. Oyuncuların çoğunluğu maalesef yüksek miktar bir para yatırdığı oyunun 11 saatte bitmesini istemez. Genelde bizdeki kafa yapısı, ”Singleplayer oyuna para mı verilir abi ya, hemen bitiyor.” şeklinde olduğu için, oyuncular genelde multiplayer oyunlara para yatırıyorlar. Aslında çok da karşı olmadığım bir fikir bu. İnsanlar 200 TL den fazla para yatırdığı bir oyunda geçirebildiği kadar vakit geçirmek ve oyunu sömürmek istiyor ki parasının hakkını verebilsin. Bunu sağlamak için de genelde singleplayerına bakmadan oyunun multiplayerının olup olmamasına bakıp ona göre satın alıyorlar. Şimdi hiç PlayStation’ı ve monitörü olmayan bir notebook kullanıcısının bu oyunu oynamak için ne kadar para vermesi gerektiğine bir göz atalım. Öncelikle konsolu almadan önce bir televizyon alması gerekiyor, en azından 1080p Full HD bir monitöre sahip olması gerekiyor. Ona ortalama 700 tl para verdi diyelim. PlayStation 4 Slim alalım bir de 1200 TL’ye, oldu 1900TL. Şimdi de oyunumuzu alalım. 2179 TL oldu. Yani bir oyun için 2179 TL harcamış oldunuz. Tabii ki bu fiyat bazı kampanyalar, monitörünüz veya PlayStation 4’ünüz olup olmama durumuna göre değişiklik gösterecek ancak almak kolay değil. Hadi aldı diyelim bu adam oyun bitince ne yapacak? Yeni oyun oynamayacak mı? Yeni çıkan oyunlar ortalama yine 270 TL civarında oluyor. Bu adam 1 ay içinde 3 oyun aldı diyelim. Ayda 810 TL para harcamış oluyor. Yani PlayStation Exclusive oyunlar insana acayip para harcatmıyor değil. Bir de Türkiye’de yaşadığımızdan vergiler falan derken cebimizdeki bütün para birden yok oluyor. Oyun dolar olarak 69.99 Dolar. Yani 70 dolara yuvarlarsak Amerika’da yaşayan biri için bu kadar kaliteli bir oyuna o kadar para vermek gayet güzel bir harcama olacaktır. Neyse konuyu uzattım. Oyun pahalı arkadaşlar kısacası evet 🙂
Editör Notu: Oyunun 4K Ultra HD olarak çıktığını, oyunun tam tadına varmak için alınması gereken ekranın çok daha pahalı olacağını unutmayalım.

ARTILAR

1- Androidlerin yüz hatlarının aşırı iyi yapılması
2- Canlı ve durağan olmayan çevre
3- Grafik
4- Türkçe Altyazı Desteği
5- Sinematik, seçim tabanlı oynanış
6- Her bölümün altında bir anlam yatması
7- İnteraktif çeşitlilik
8- Androidlerin aşırı insansı özellikleri (duygusallıkları, yeri geldiğinde mimikleri)
9- İnsanlar ve androidler arasındaki duygusal bağ

EKSİLER

1- Diyalogsal eksiklik
2- Connor ve Kara’nın bazen anın duygusunu bozması
3- Connor’ın delilleri aşırı kolay bulması ve simülasyonlardan direk katilin kim olduğunu ve cinayeti nasıl işlediğini öğrenebilmemiz
4- Fiyatının Türkiye şartlarında aşırı yüksek olması
5- Her oyuncu için olmasa da 279 TL ye 11 saatlik bir deneyimin eksik kalması

SON KARAR

Oyun için son sözlerim ise şu şekilde. Eğer PlayStation 4 sahibiyseniz, kaçırmamanız gereken size mükemmel bir oyun deneyimi yaşatacak bir yapım ancak PlayStation 4 sahibi değilseniz, almak için düşünmeniz gereken bir oyun.


Düşüncelerin bizler ve okuyucular için değerli olacaktır.