Nexon tarafından yayınlanan ve 2018 yılının başlarında Steam’e eklenen Hyper Universe; 3 boyutlu, sabit kamera açısına sahip olmayan MOBA deneyimi sunan Smite’tan sonra MOBA kavramına tam tersi yönde bir bakış açısı getiriyor.

Klasik MOBA sistemlerindeki kuleler, orman kampları, minyon dalgaları, canavar kutsamaları ve takım görevleri gibi özellikleri içerisinde barındıran Hyper Universe; alışık olduğumuz tarzın aksine 2 boyutlu bir harita içerisine yerleştirilmiş 3 boyutlu karakterleri barındırıyor. Koridor bölgeleri ise bildiğiniz duvara dayanan merdivenler ve zıpzıplar ile yukarı ve aşağı geçmekten ibaret. Toplamda geçebileceğiniz 5 kat bulunan haritada 2. ve 4. katlar minyonlarla birlikte ilerlenen koridorlar iken geri kalan 3 kat orman bölgelerinden oluşuyor yani evet bir orta koridorumuz yok.



2 boyutlu olmasından ötürü akılda “Acaba bunu nasıl yapmışlar?” sorusunu uyandıran çok fazla unsur oluyor oyunu ilk duyduğunuz zaman. Örneğin ben minyonların boyutunun Hyperlar’a (oyunun içerisindeki kahramanlara bu ad verilmiş) oranını gördükten sonra menzilli Hyperlar’ın vuruşlarının nasıl işlediğini merak etmiştim. Minyonlar küçük yavru köpekler gibiyken Hyperlar’ın yetenek atışları ve vuruşları minyonların tepelerini sıyırıp geçiyor ve yol üzerindeki tüm hedeflere hasar veriyor. Menzilli atışların hedefleri delip geçiyormuş gibi gözükmesi bayağı yapmacık iken hedef almak gibi bir zorunluluk bulunmayıp menzile giren ne varsa hasar vermesi de bir o kadar can sıkıcı bir durum.


Oyunda 2 ana koridor + orman olduğunu söylemiştik ve bu metaya uyum sağlanması adına her oyun klasik 5’e 5 yerine 4’e 4 karşılaşmalardan oluşuyor. Bu durum derinlik algısı olmayan oyunda yapılan takım savaşlarının çok daha anlaşılır kılınmasını ve kaos ortamına dönmemesini de sağlıyor. Anlaşılırlık noktasında belirtmem gereken bir durum var: Oyunda renk körleri için özelleştirilmiş bir ayar maalesef bulunmuyor. Örneğin benim gibi kırmızı yeşil renk körü iseniz öğreticiden başlayıp eşleştirmeli oyunlara kadar dostunuz ile düşmanınızı birbirine katabiliyor, 3-4 tane yeteneği, vuramadığınızı anlayana kadar takım arkadaşlarınız üzerinde heba edebiliyorsunuz 🙂

Hyper Universe çok hızlı bir oynanışa sahip. Başlangıçta Mortal Kombat gibi bir tadı olduğunu söylemiştik. Gerçekten de yapılan kombolar ile oyunun akıp gitmesi ile ve görevden göreve koşmanız ile bu yorum kendi kedini kanıtlıyor. Hızlı oynanışa yol açan bir diğer faktör ise eşya sistemi. Oyuna girdiğinizde önceden ayarlı birkaç eşya diziliminden birini seçiyorsunuz. Oyun ilerleyip minyonlar ve orman kampları ile altın kazanmaya devam ettikçe elinizdeki altınları eşyalarınızı geliştirmek için kullanıyorsunuz. Çoğu mobanın aksine eşyalarınızı satın almak/geliştirmek için üssünüze dönmeye veya küçük bir kuryeye ihtiyacınız yok. Hyper Universe’te basit bir şekilde eşyanızın olduğu kısayola basmanız eşyayı geliştirmek için yeterli. Böylelikle üsse dönüp koridora gitmek ile harcanan zaman savaşarak geçiyor.


Eşyalarımızı direkt satın alabiliyormuşuz hm… O zaman bu üs ne işe yarıyor? Her ne kadar oyun içi can yenilemesi klasik MOBA oyunlarından bir hayli fazla da olsa hızlıca iyileşmek için üssünüze dönebiliyor ve hemen ardından koridorunuza ışınlanabiliyorsunuz. Tamamen akışkan bir oyun üzerine kurulu olan Hyper Universe’te üssünüze döndüğünüzde 200 altın karşılığı ışınlanma özelliğini kullanabiliyorsunuz ki 200 altın yaklaşık 15 saniyede elde edebildiğiniz bir değerde.

Oyunun bir diğer ilginç yanı da ana haritasındaki boss. Haritadaki baş orman kampı evrim geçiren bir robot. İlk savaştığınız sırada küçük, altın veren basit bir makine ile karşılaşırken orman kampı tekrar canlandığında karşınıza gelen dev bir ölüm makinesi oluyor. Tabii bu makineden gelen ödül de aynı canavar gibi devasa olan bir nitelik artışı oluyor.


Ana haritanın yanında daha çok eğlence amaçlı oynadığınız, makinelerden biraz daha kopup doğa ile bütünleşmiş olan haritalar da var. Bu haritalarda karşınızda makine minyonlar yerine küçük orta çağ büyücüleri ve savaşçıları, ileri teknoloji robotlar yerine ise çok daha devasa bir ejderha ile karşılaşıyorusnuz.

Son olarak bahsetmem gereken özellik oyunda seçiminize açık olan pek az sayıda Hyper olması. Oyun henüz çok da yaşlı sayılmadığı için elbet ileride yeni Hyperlar eklenecektir ama şimdilik 4 tanesi seviye atladıkça bedava olarak eklenen ve 6 tanesi de haftalık rotasyon ile seçilebilen 42 Hyper’dan istediğinizi alıp arenaya atılabilirsiniz.

Toplamda belki de profesyonel olmak için oynanacak bir oyun gibi gözükmese de Hyper Universe size üzerinizdeki stresi atabileceğiniz, kaybetseniz bile en azından tekme tokat sağa sola dalabileceğiniz bir içerik sunuyor.

Oynamaya değer bir oyun olup olmadığını sizin kararınıza bırakıyor, incelememizi oyunun tanıtım videosu ile kapatıyoruz. Sonraki yazılarımızda görüşmek üzere, sağlıcak ile kalın!


Düşüncelerin bizler ve okuyucular için değerli olacaktır.