in

Nasıl Efsane Oldu: Call of Duty: Black Ops

    Call of Duty her yıl anlattığı hikayelerle oyuncuların dikkatini çekerken 2010’lu yıllara geldiğimizde seri altın çağına ulaşmıştı. Üst üste çıkan Modern Warfare, World at War ve Modern Warfare 2 gibi oyunlar piyasayı kasıp kavururken 2010 yılının Kasım ayında Treyarch’ın ikinci, Call of Duty serisinin 7. oyunu olan Black Ops sahneye çıktı. Yirmi dört saat içerisinde yapımcısına 550 milyon dolar kazandıran oyun, daha yolun başından büyük bir potansiyel gösteriyordu.  Soğuk savaş, Kennedy suikasti, Küba Füze Krizi gibi bir dönemin en büyük olaylarını merceğine alan Call of Duty: Black Ops’un neden muazzam bir oyun olduğunu başlıklarla irdeleyeceğimiz yazımıza hoş geldiniz!

OYUN ÇIKMADAN ÖNCE:
“Hepimizin içinde bir asker vardır.”

“Yazıldı, belgelendi diye okuduğunuz şey gerçek tarih olmaz; gördüğünüz ve bildiğiniz her şey yalan.” Etiketiyle ilk kez oyuncu karşısına çıkan Black Ops; aksiyonla dolu bir fragman dışında pek bir şey sunmamıştı aslında ama yıllardır süregelen başarı, insanları Black Ops’a ilgi duymaya itti. Oyunun soğuk savaşa gitme nedeni kendisinden önce başlayan Call of Duty altın çağının İkinci Dünya Savaşı ve modern günleri zaten işlemesiydi. Ayrıca Soğuk Savaş’ın İkinci Dünya Savaşı’na tarihi yakınlığı sayesinde World at War hikayesi de devam edebilecekti.

OYUNA GİRİŞ: 

Oyun ilk açılışında bizleri eski bir mikrofona “yükseliş” kelimesini söyledikten sonra sayılar okuyan bir hanımefendi ile karşılıyor. Treyarch’ın oyun boyunca tema verme ve işleme konularında başarılı olacağını henüz buradan anlıyoruz zira daha “play” tuşuna basmadan oyun kendisini inceden inceye bizlere işliyor. Sahneyi geçip menüye geldiğimizde ise durum değişmiyor. Siz isterseniz ekran çözünürlüğünüzü ayarlayın, isterseniz tuşlarınızı atayın; ortada gözardı edilemeyecek bir gerçek var: Bir sandalyeye bağlısınız ve birileri sürekli “Sayıların anlamı ne?”, “Kime çalışıyorsun?” gibi sorular soruyor.

Oyunun kendisine geçmeden önce seride daha önce görülmemiş bu menü dizaynıyla ilgili biraz daha konuşmak gerekiyor. Odanın kırmızı ışık tonu ve camın arkasındaki sesin kimliksiz oluşu, oyuncuya durumun kontrolünün kendisinde olmadığını açıkça gösteriyor. Fakat aynı zamanda sağ yandaki televizyonlardan gösterilen görsellerle de ne olup bittiğinden habersiz oyuna başlamıyoruz. Soğuk savaşla ilgili gösterilen görseller ve sürekli dönen numaralara camın öbür yanından “Bize istediğimizi ver seni bırakalım.” gibi cümleler eklenince merak ciddi anlamda yükseliyor. Bütün bu güzelliklerin yanında menünün alametifarikası ise içine gizlenen bir aksiyonda yatıyor. Menüde belirli tuşlara bastığımızda ellerimizdeki bağları çözüp menüyü oluşturan odayı gezebiliyoruz ve burada bulunan bir bilgisayarı bile kullanabiliyoruz! Bilgisayara girdiğiniz kodlarla mini oyunlar açabiliyor ya da karakterlere ait e-mail hesaplarına erişip oyunda göremediğimiz gizli kalan şeyleri öğrenebiliyoruz. Call of Duty: Black Ops, 2011’de çıktı. Şahsen o döneme kadar oynadığım oyunlarda böyle bir şey görmemiştim. O tarihten bu yana da hala öyle bir şey görmedim.

Her şeyimizi hazırlayıp oyuna başladığımızda ise işler daha da ilgi çekici hale geliyor. Elektro şokla uyandırıldığımız sorgu sandalyesinde doğum yerimizden son görevimize kadar yaptığımız her şey bize okunuyor ve bu noktada bir CIA ajanı olan Alex Mason olduğumuzu öğreniyoruz. Seri tarihinde ilk defa Black Ops’ta oynadığımız karakterin bir sesi oluyor. Aslında düşününce gayet mantıklı çünkü tek taraflı ve sadece soruların olduğu bir sorgulama, ona direniş gösteren bir ajanı dinlemek kadar iyi olmazdı. Kendisinden önceki Call of Duty oyunlarında teslim olmuş askerleri infaz eden Japonları, bir havalimanında insanları katleden teröristleri gördüğümüzde belki biraz yavaşlar, işleri ağırdan alır diye bekleyen bizleri yanıltarak açılıyor. Küba’da polisleri öldürmemizle başlayan oyun, Fidel Castro’yu vurmamız ile devam ediyor. Bu açılış o kadar büyük yankı uyandırdı ki CubaDebate adında bir web sitesi, Amerika Birleşik Devletleri’ni Fidel Castro’yu 50 yıldır gerçek hayatta öldüremediği için sanal alemde öldürmek ile suçladı. Hatta daha sonra Küba hükumeti, web sitesinin içeriğini destekler nitelikte açıklamalarda bulundu.

Başladığımız her görevde bizlere verilen detayların daha sonra siyah kalemlerle sansürlenmesi oyunun çıkışını duyuran fragmandaki “Bildiğiniz her şey yalan.” temasını destekler nitelikte. Hükumetlerin bu tarz durumlarda gerçeği sansürlediği/belirsizleştirdiği temasını da alttan alta işleyen oyunda çalışan herkesi cesaretinden dolayı tebrik etmek istiyorum.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Keçili Call Of Duty Geliyor!

MÜZİK VE DİĞER SESLER:

Oyunun ruhunu destekleyen şeylerden birisi ise müziği. Call of Duty: Black Ops için Vietnam Savaşı döneminde ünlü olmuş klasik rock parçalarının lisanslanması gerçekten çok ince bir hareket. Çamur içinde ceset taşıyan askerlerin arasında gezerken zengin, politikacı ve asker çocuklarının savaşa gitmediğinden şikayet eden şarkı Fortunate Son‘ı duymak gülümsetiyor. Yine aynı şekilde oyunda çalan The Rolling Stones – Symphaty for the Devil gibi şarkıları da unutmamak gerek. Ses efektlerine gelecek olursak Black Ops serisi içerisindeki şahsi favorim bu oyun fakat konuda uzman olmadığımdan yapacağım yorumlar öznel olacak, yine de bir değeri olduğunu düşünüyorum. World at War’un tekrar eden bomba seslerinden arındırılan oyun, ambiyans ile oynanış arasındaki dengeyi çok tatlı yakalamış. Reznov’u oyunun ilerleyen dönemlerinde gördüğümüzde çıkan ses efekti gibi detaylar çok hoş. Özellikle Vorkuta bölümünde isyancıların sesleri, müzik ve çevre ambiyansı adeta bir koro oluşturmuş gibi. Biz bölümde adım adım özgürlüğe yükselirken müzik de yükselmekten geri kalmıyor. Daha sonra kendi başlığında uzun uzun inceleyeceğimiz Zombi modunda ise işler daha da iyi. Kevin Sherwood ve Elena Siegman öncülüğünde hazırlanan metal parçalar, onlarca zombinin bağırış çağırışı içerisinde hem cesaret veriyor hem de sinematik bir tat katıyor oynanışa. Gitar ritmiyle beraber ateş edip uçan kafaları izlemenin bir keyfi olduğunu itiraf etmek zorundayım.

SAYILARIN ANLAMI (HİKAYE): *BU BÖLÜM AĞIR SPOILER İÇERİR!

Black Ops hemen hemen her yönden çok başarılı bir oyun fakat onu gerçek ihtişamına götüren şey muazzam hikayesi. Diken üstünde başladığımız hikaye bizi asla bırakmıyor, dur durak bilmeden yeni maceralara ve bilgilere koşuyoruz. Fidel Castro’yu öldürdüğümüz bölümde dostlarımızın kaçması için kendimizi feda ettiğimizde aslında Fidel’i değil bir dublörü vurduğumuzu öğreniyoruz. Daha sonra Kübalı lider tarafından Ruslara hediye ediliyor ve Kuzey Sibirya’da bir Gulag’a* yollanıyoruz. Burada ise serinin en ikonik karakterlerinden eski dostumuz Viktor Reznov bizi karşılıyor. Reznov ile yaptığımız 8 adımlı plan ile burdan kaçıyoruz fakat buruk bir ayrılık ile. Bölümün sonunda aracımızdan bizi uzaklaştıracak trene atladığımızda Reznov’un bizle gelmediğini fark ediyoruz. “8. adım Reznov, Özgürlük!” diye bağıran karakterimize “Senin için Mason, benim için değil.” diyen Rus kahramanı ile yollarımız ayrılıyor.

   Hikayenin detaylarına devam etmeden bir nefes molası alıp temaya bakalım. Hikayenin gittiği her yerde kültüre ve oyun içerisindeki aksiyona uyumlu bir palet kullanan Treyarch bugün dahi güzel görünen ve etkileyen bir dünya yaratmış. Pentagona girdiğimizde Mason’ın “Herkesin bize baktığını düşünüyordum, bana baktığını düşünüyordum. O zamanlar kimseye güvenemezdik, bazen kendimize bile.” demesi gibi araya sıkıştırılan repliklerle durumun vehametini iyice kavrıyoruz. Bu ortamlar içerisinde gerçek tarihi figürler görmek ise işin tuzu biberi. Oyunda Fidel Castro, Dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy, Dönemin ABD Savunma Bakanı Robert Mcnamara gibi isimler ile öykü içerisinde etkileşime giriyoruz.
Hikayenin ilerleyen bölümlerinde tam başımızın sıkıştığı anda tekrar sahneye çıkan Reznov bize bir şekilde Vorkuta’dan kaçtığını söylüyor ve kendisine neler olduğunu da anlatıyor. World at War’da canlandırdığımız karakter olan Ivan Petrenko ve bir kaç askerle daha onursuzca deney faresi yapılmış olan Reznov’un hayatını kurtardığını ama en yakın dostunu kaybettiğini öğreniyoruz ve burda intikam yeminimiz başlıyor. Aynı zamanda Amerikan hükumeti de bu deneyin ürünü olan silahın peşinde zira Rusların bu zehirli gaz ile Amerika’yı vuracağı düşünülüyor ama bütün bunlardan daha ilginç şeyler de var…
Bölümler ilerledikçe Reznov’un Mason ile operasyonlarda karşılaştığını görüyoruz. Reznov’un ateş ettiği düşmanlar ölmüyor, konuştuğu kişiler cevap vermiyor ve Mason, Reznovla konuşurken çevreden “Ne sorunun var bilader?” tarzında tepkiler alıyor. En son Rebirth bölümünde Reznov’un dostlarını öldüren deneyin başındaki bilim adamı Steiner’ın yerini öğreniyoruz, görevimiz kendisini canlı bir şekilde teslim etmek ama arada bir intikam yemini var. Reznov ile Steiner’ı öldürüyoruz, bunu engellemek isteyen arkadaşlarımız bizi yaralıyor ve tam bu anda anı kesiliyor. Camın arkasındaki sorgulayan ses sinirli bir şekilde “Steiner’ı sen öldürdün.” diyor.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Call of Duty: WW2 Resmi Olarak Onaylandı!

“Gördüğünüz ve bildiğiniz her şey yalan.”. Mason yeminler etse dahi daha sonra gerçekten Steiner’ı öldürdüğümüzü görüyoruz, ses bize açıklıyor: Ruslar bizi Vorkuta’ya bir kod şemasını duyduğunda harekete geçecek şekilde programlıyor. Bu şema Başkan Kennedy’yi öldürmek ve ülke içerisinde zehirli gaz yaymak gibi emirler içeriyor. Ama ağır yaralı vücut bu durumu kaldırmadığından tekrar hücreye atılıyoruz. Beyin yıkama seansları arasında odaya sızan Reznov ise bizi kendi intikamını almaya ikna ediyor ve işler iyice karışıyor.

Literatüre yeni bir psikolojik rahatsızlık ekletecek kadar ağır olan Vietnam Savaşı’nı, Soğuk Savaş’ın getirdiği teknolojik ve siyasi yarışı iliklerimize kadar hissediyoruz. Sorunun kaynağına ulaştığımızda ise anılarımız geri dönüyor. “Ama ben ona güvenmiştim.” dediğimiz Reznov’u geride bırakıp sayıların kaynağı olan gemiye helikopterlerle çıkıyoruz, işi bitiriyoruz ama Reznov’un intikam listesindeki Kravchenko’nun orda olduğunu öğrenince sular altında kalmış gemide onu da öldürüyoruz ve bunu yaparken aslında Rusların başarılı olduğunu öğreniyoruz. Alex Mason Başkan John F. Kennedy suikastinde yer almış ve Lee Harvey Oswald’ın aksine gizlenmeyi başarmış.

Hikayenin perdesi burda kapanıyor. Black Ops bütün aksiyonun içinde tüyleri diken diken etmeyi, oturup düşündürmeyi başaran bir oyun. Oynadığı oyunda iyi bir öykü bekleyen herkesin mutlaka bir şans vermesi gerektiğini söyleyerek yazının bu kısmını da kapatıyoruz.

ZOMBIES:

Call of Duty: World at War ile beraber 2008’de tanıştığımız Zombies modu büyük başarı yakalayınca Black Ops’ta da boy gösteriyor. İki katı bir harabeyi savunmaktan Ay yüzeyinde gizem çözüp Dünya’yı yok etmeye kadar ilerleyen karmaşık ve başarılı bir hikayeye dönüşüyor. Black Ops’un zombi modu çoğu oyuncuya göre gelmiş geçmiş en iyi harita olan Kino Der Toten(Ölülerin Sineması) ile açılıyor. Bir önceki oyunda gizemler şarkılar ve duvarlarda yazan koordinatlar gibi ufak bilgilerle sınırlı kalmışken 2010’a geldiğimizde Treyarch adeta inovasyon dersi veriyor ve oyunu yeni bir yola sokuyor. Köklerinden kopmadan başka bir yöne dönen oyun, gizem peşinde koşan ve hikayeyi bitirmeye çalışan oyuncularına kucak açarken eskiden olduğu gibi bir kaç zombi vurup vakit geçirmeye gelen oyuncuları da kendinden uzaklaştırmıyor. Modun en hoş yönlerinden birisi ise müzik bölümünde bahsettiğim şarkılar. Elena Siegman ve Kevin Sherwood’un elinden çıkan temayı muhteşem kavramış metal parçaların yanında ünlü grup Avenged Sevenfold‘un eserleri de moddan alınan keyfi yükseltiyor. Treyarch’ın, Black Ops’ta detaya dikkati hem kendi işlerine hem de tarihe saygılarından geliyor bunu bir röportaj alıntısında daha net görüyoruz. Geçen günlerde Black Ops 4 için bir şarkı daha besteleyen Avenged Sevenfold grubunun solisti Matt Shadows röportajda kendine sorulan “Oyun müziği yapmakta bi’ fark var mı, kısıtlama veya zorlandığınız oluyor mu?” sorusuna şöyle cevap verdi: “Biz Treyarch’ın yaptığı işe büyük hayranız ve saygı duyuyoruz. Onlar da aynı şekilde bizim müziğimize büyük hayranlar ve saygı duyuyorlar. Durum böyle olunca zorluktan ziyade bir keyif ortaya çıkıyor.”
Son bölüme geçmeden ufak bir özetlemek gerekirse, 2018’in son çeyreğine girdiğimiz bugünlerde hala  dostlarınızla oturup keyif alabileceğiniz, keşif yapabileceğiniz tatmin edici bir mod Black Ops Zombies.

KAPANIŞ:

   Call of Duty: Black Ops, gelebilecek tepkilerden çekinmeyen ve kendi kimliğiyle arenada boy gösteren bir oyun. Her oyun sever tarafından deneyimlenmesi gereken bir hikayesi ve dolu dolu içeriği olduğunu düşünüyorum fakat çok oyunculu modlarda aradan geçen yıllar yüzünden muhtemelen hile olacaktır. Aynı zamanda Activision’ın 8 yıllık bir oyuna ait DLC’leri hala satmak gibi kötü bir politikası var. Ucuza yakalarsanız asla kaçmaması gereken bir oyun olan Black Ops’u herkese gönül rahatlığıyla öneriyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Witcher’ın Netflix Dizisinde Rol Alacak İsimler Açıklandı!

League of Legends Dünya Şampiyonası Grup Aşamasında 2. Gün Tamamlandı!