in

Outlast 2 İncelemesi

Korku oyunlarına yeni bir soluk getiren seridir Outlast. Gerek atmosferi, gerekse jumpscare ve sesleriyle insanı geren, korkutan bir yapıda olmuştur.

Silent Hill ve Resident Evil’in ilk oyunları dışında böyle akılda kalıcı, iz bırakan pek fazla korku oyunu olmamıştı. Outlast ile bu olay değişmiş ve sonrasında korku oyunlarına yönelim artmıştı. Outlast 2’nin de yine bu öncülüğünü korumasını, yeni bir deneyim getirmesini beklediğimi söylemeliyim. Ancak oyunu bitirdiğimde, ilk oyunun üzerine ne konulmuş diye bir düşündüm ve kararım: “Hiçbir şey.” Outlast 2 , önceki oyundan mekanik olarak veya yeni bir anlayış olarak hiçbir şey eklememiş durumda. Oyun sadece mekan, karakter ve hikaye değişimi ile, ve yine biraz da grafik yükseltimi ile karşımıza çıkıyor. Tabiki dini bu kadar ağır kullanan başka oyun da yok, ama ona da yenilik denilemez. Bu hareket büyük cesaret ister.

İncelemede ilk olarak hikayeyi ön plana almak istiyorum. Çünkü hikaye konusundaki birçok olumsuz yorumu gördüm ve buna karşılık olarak verilen birçok da olumlu yorumu da gözlemledim.

O halde öncelikle oyunun hikayesine bir bakalım: Blake ve Lynn, karı-koca olarak esrarengiz bir cinayeti araştırmak üzere uçakla Arizona’nın tenha bir bölgesine gitmektedirler. Uçakta geçen sohbet sırasında bir anda uçak kontrolü kaybeder ve Blake kendini bir köyün girişinde bulur. Lynn kayıptır ve Blake, Lynn’i aramak üzere yola çıkar. Araştırma için gelinen köy kendini kurtarmaya çalışacakları bir yere dönüşür.

Hikayeye baktığımızda özetle bu şekilde başlıyor diyebiliriz. Amacımız bir yandan Lynn’i kurtarmak, bir yandan burada neler döndüğü araştırmak olacak. Okuduğumuz her kağıt, hikayeyi tamamlayan unsurlardan biri. Mutlaka her kağıdı toplamalı ve eksiksiz okumalısınız. Oyunu oynamamış veya hikayeyi tam çözememiş olanlara spoiler olmadan şunu söylemeliyim: “Murkoff’un bu işte bir parmağı var!”

Aslında oyunun hikayesi söylendiği  kadar kötü değil. Zaten gerçek olan bir olaydan esinlenilmiş bir hikayeye sahip. İlk oyunla bağlantılı tek nokta Murkoff diyebilirim. Oyunun hikayesi aslında karmaşık ve detaylarda gizli bir durumda. Bazı oyuncular için bu olay kötü, bazıları için ise güzel bir şey olabilir. Belli ki bu olay, oyun süresini uzun tutmak amacıyla yapılmış. Oyun ilerlerken çıkan beyaz ışık ve sonrasında okul anılarını hatırlamamız ilk başlarda anlaşılmaz bir hal alsa da, “Ben neden burda oynuyorum, neden iki mekanda geçiyor?” diye sorular sorup sorgulamaya başladığınızda asıl işi öğrenmeye yavaş yavaş başlıyorsunuz. Hikaye konusunda gayet yeterli seviyede olduğunu söyleyebilirim. Ancak bazı oyuncuları sıkabilecek bir türü de var.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Hatred İncelemesi

Oyunun oynanış tarafına bir göz attığımızda ise ilk oyundan ve DLC’den bandaj olayı dışında pek bir farkı yok. Kamera kayıtları ve resimler oyunun gidişatına pek etki etmeyen, sadece size aksiyon anından çıkarken okumanız için yardımcı olarak koyulan bir özellik olarak duruyor. Oyunda kullanılan animasyonların ilk oyundaki ile hiçbir farkı yok, tabiki bandaj sarma olayı dışında. Whistleblower, DLC olarak çıkış yaptığında bu animasyonların değişmemesini doğal karşıladık çünkü sonuçta DLC idi. Ancak ikinci oyunda oynanışa dair hiçbir yenilik getirmezsen veya animasyonları sürekli aynı tutarsan buna da eksi bir not vermekten başka bir şans bırakmazsın.

Bandaj olayı oyuna iyi bir şekilde oturtulmuş durumda ancak ben bu incelemeyi oyunu normal zorlukta oynadığım zaman yazıyorum. Oyunun ilk 15 dakikasını zor modda denemeye çalışsam da beni aştığını düşündüm, çünkü karşınıza çıkan her düşman size tek atıyor ve öylece yığılıp kalıyordunuz. Bandaj olayının bu durumlarda pek bir işlevi olmayacağını düşünüyorum.

Haritaya ve mekan tasarımına baktığımızda ise oldukça çeşitli ama birbirine benzer yapıda mekanlar olduğunu görüyoruz. Kaçış anlarında -özellikle Marta- saklanabilmek için birçok yer eklenmiş. Böyle açık bir haritada da bu olmazsa olmazdı zaten. Bölüm tasarımlarında gizliliğe çok önem veren firma, bu çeşitliliği oyunun geçiş yerlerinde verememiş. Marta ile 10 dakika boyunca aynı mekanda koşuştuğum ve en sonunda “Buradan geçeceğimizi cidden düşündüler mi?” diye sordurtan yerlerden geçip mekanı atlattığım oldu. Mekanda kaçış için tek çıkış yolu seçeneği ile sınırlandırmışlar ve bu çıkış yolu ise muhtemelen ya çömelerek ya da sürünerek geçeceğiniz yerler. Oyunun süresini uzatan, 5. veya 6. denemeden sonra can sıkıcı bir hal alan yerler olmuş diyebilirim. Bu söylediklerim köy mekanları için geçerliydi. Şimdi sırada okul mekanı var.

Okul  ise daha basit, koridorlardan oluşan ve ara sıra dışarı çıktığımız bir yer ve çok daha basit. Burada gideceğimiz yeri bulmak daha kolay bir hal alabiliyor. Tabi bu kadar kolay bir mekanın zorluğu ise en korkunç mekan olması. İlk okul anında sizi korkutmayı başardıktan sonra, artık tırsa tırsa “Şuradan bir şeyler çıkacak mı acaba?” diye sorarak ilerliyorsunuz ve beklenmedik anlarda sizi jumpscare ile korkutabiliyor.

Oyunun grafiklerine de bir göz attığımızda Unreal Engine motorunun sınırlarını zorladıklarını görebiliyoruz. Kan efektleri olsun, mekan tasarımları olsun, sisli havalar olsun tam anlamıyla mükemmel. Tabi ben kaplama kalitesi olarak bakmıyorum, çünkü genel olarak oyunu kameramız ve gece görüşü ile geçiriyoruz. Ayrıca, önceki oyunda oluşan kamera yakınlaşınca görüntünün bozulması gibi olayları bu oyunda yaşamadım. Grafik olarak gayet etkileyici ve mekanlar dolu. Eksi bir tarafını da söyleyeceksek eğer; bazen grafiksel olarak oluşan hatalar olabiliyor ve bu oynanışa da etki ediyor. Ufak bir güncelleme ile düzeleceğini umuyorum.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Chilling Adventures of Sabrina Dizisinin İncelemesi

Optimizasyonda ise herhangi bir problem yok ve gayet güzel optimize edilmiş durumda. Orta seviye ile düşük arasında bir bilgisayarla bile oynanabilecek şekilde optimize edilmiş. Oyun açık alanda geçmiş olsa dahi bu kadar düşük sistem isteyen nadir oyunlar arasında yer almış.

Oyunun ses kısmına geldiğimizde ise diyecek pek bir laf yok. Olmuş bu! Outlast 2’nin en başarılı kısmı burası olmuş diyebilirim. Gerek Marta’nın çıkış sahnelerinde oluşan ses efekti, gerekse kaçış anlarında sizi geren sesler, jumpscare anlarında yerinizden hoplatan sesler olsun eksik diyebileceğim hiçbir yer olmadı. Oyunun sonlarında bir ses eksikliği hissetim fakat bende mi sıkıntı vardı, yoksa oyunda mı bilemiyorum. Sonuç olarak oyun bütününde sesler son derece korkutucu ve gerilim yaratan müzikler olmuş. Red Barrels bu işi iyi yapıyor diyebiliriz.

Oyun için son sözlerime yavaştan gelirken; köy içinde gerilim, okul içinde korkuyu yaşatan bir oyun olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Oyun genel olarak benim beğenimi kazandı. İğrençlik seviyesinde bana göre Resident Evil 7, Outlast 2’den daha iğrenç bir durumda. Ancak outlast 2’nin korku ve gerilim havası Resident Evil 7’nin üstüne çıkmış durumda. Hikaye olarak ise üst düzey olmasa da iyi bir hikayesi var diyebilirim. Ses konusunda ise dediğim gibi çok başarılı bir atmosfer yansıtıyorlar. Korku oyunu seven, Outlast’ı seven herkesin bu oyunu oynaması kanaatindeyim. Aral Game gibi firmalar bu oyunu satmadıklarından dolayı da oyunun fiyatı gayet makul bir seviyede. Oynamamış olanlara ise bir tavsiyem olacak: Türkçe yama çıkmadan oyunu oynamayın. Yoksa hikayesini anlamayacak ve hüsrana uğrayabileceksiniz. Piyasada bulunan şu anki Türkçe yamaları da test ettim ve kesinlikle indirmenizi önermiyorum. Çevirilerin yüzde 90’ı Google Çeviri kullanılarak hazırlanmış ve anlamsız cümleler içeren kafa karıştıran bir yapıda.

Umarım yararlı olmuştur, görüşmek üzere!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Biraz Daha Deadpool?

Dota 2 | 10 Mayıs 2017 Güncelleme Notları