in

Ryse: Son of Rome

Roma dendiğinde insanın aklına bir çok şey gelir. Eski tarihindeki yüce zamanı, meşhur mimarisi, damarındaki son damla kanına kadar savaşan askerleri gibi bir çok güzel şey akla gelebilir. Fakat Roma’nın bir de karanlık tarafı vardır. Roma’yı yöneten kişiler Roma’nın ve halkının refahından çok sadece kendi dertlerine düşen imparatorları ve onların şımarık oğulları gibi. Evet Roma’ya karşı biraz fazla kin beslediğim doğrudur ama n’apayım sayın okur, oynadığım oyunlar ve izlediğim filmler beni bu hale getirdi.

Fakat şunun da altını çizeyim benim nefretim Roma’nın karanlık tarafına, yoksa genel olarak her şeyde Roma temasını severim. Konumuza dönecek olursak Ryse: Son of Rome‘da çok meşhur bir generali kontrol ediyoruz ve general oluşuna kadar başından geçen olaylar hikayemizin ana teması oluyor.

Vitallion ve Marius arasındaki dostluk sadece bir asker arkadaşı olmaktan öte kardeşlik gibiydi.

Her Daim Dostluk…

Fazla spoilera girmeden hikayeden bahsetmek gerekirse: Oyunumuz tamamen intikam üzerine kurulan bir senaryoda ilerliyor. Roma’lı bir asker olarak eve dönen Marius, Barbar’ların Roma’ya karşı başlattığı savaşta ailesinin ölümüne şahit olur ve Babasına olan sözü ve intikam hırsıyla Barbar’ları yok edip Roma’yı kurtaracağına söz verir.

Sürekli Barbar’lara karşı yaptığımız savaşta bir bakıma akıl hocamız olan Vitallion her zaman yanımızda olur. Senaryo ilk bakışta biraz basit gibi gözükse de (ki zaten öyle) Vitallion dahilinde işin içinde olan olaylar ve Roma’nın başındaki insanlarla aramızda geçen hususi olaylar senaryoya biraz daha renk katmayı başarıyor.

Ryse: Son of Rome dilinde Fatality

Oyuna ilk giriş yaptığımızda ilgi çeken şey grafik oluyor. Oyunun grafikleri gerçekten etkileyici. Diğer detaylar hakkında da aynı yorumu yapmak isterdim fakat bir kaç nokta dışında maalesef çok klasik. Genel olarak klasik bir Hack & Slash oyunda yaptığımız gibi her bölümde önümüze çıkanları kesip biçerek ilerliyoruz.Dövüş sistemi sadece doğru zamanda doğru tuşa basmaktan ibaret. Tabii ki düşmanlara karşı yaptığımız bitirici hareketler grafiklerle birleşince ortaya enfes bir şey çıkıyor. Fakat belli bir süre sonra sürekli kendini tekrar eden hareketler, son vuruşların etkileyiciliğini ortadan kaldırıp yerini tekdüze bir oynanışa bırakıyor.

Gönül isterdi ki her geçtiğimiz bölümde yeni ve farklı vuruş stilleri, yeni silahlar, yeni zırhlar fakat oyunumuz maalesef bunların hiçbirini vadetmiyor. Oyun içerisinde yaptığımız kişisel geliştirmeler ise bir çoğu pasif geliştirmelerden ibaret. Aktif geliştirmeler ise yaptığımız son vuruşların daha etkileyici bir şekilde gözükmesini sağlıyor. Oyunda sürekli ilerlerken, oyunumuz başlangıçta yarattığı etkiyi bir zaman sonra kaybetmeye başlıyor. Nitekim kendini tekrarlayan son vuruşlar, tek düze bir oynanış stili ve öldürdüğümüz düşmanların neredeyse hepsinin birbirine benzemesi en büyük etkenler arasında.
Bölüm sonlarında yaptığımız Boss savaşlarının arkasına aktarılan müzikler ne kadar heyecan dozunu arttırsa da yukarıda bahsettiğim etkenler biraz daha ağır basıyor.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

Shadow Of Mordor 2 Duyuruldu

Söylenti: Yeni Assassin’s Creed Oyunu Yolda