in

Bağımsız Olarak Geliştirilen En İyi 10 Oyun!

Undertale

Oyun sektörü, maalesef maliyetli bir sektör. Geliştirici ekip için ayırılan para bir yana, ekibin ihtiyaçlarını karşılamaya dönük yapılan harcamalar bir yana derken bile benim içim karardı. Bazı firmalar bu maliyetlerin altından kalkabilecek durumda ama bağımsız geliştiricilerin böyle imkanları her zaman olmuyor. Sınırlı bütçelerle zoru başarmaya çalışan bağımsız geliştirici topluluğu, büyük stüdyolardaki desteği bünyesinde barındıramadığı gibi insan gücü açısından da sınırlı imkanlara sahipler. Ama işin bir gerçeği de şu, AAA kalitesindeki pek çok oyundan daha kaliteli indie oyunlar görmek de mümkün. Bugün de sizlerle bu oyunlar listeleyim dedik. Buyrun, listemize bir göz atalım:

10-) DOKI DOKI: LITERATURE CLUB

Doki Doki

Çok masum bir oyunla başlayalım. Renpy ile geliştirilip bir görsel roman tarzında tasarlanan bir oyun olan Doki Doki: The Literature Club, şirin ve masum bir oyun olarak başlıyor. Karakterimizin arkadaşı, karakterimizin bir edebiyat kulübüne katılması konusunda baskı uyguluyor. Karakterimiz de biraz utangaç, kendini ağırdan satsa da kabul ediyor ve karakterimizin arkadaşı da dahil 4 kızdan oluşan bu kulübe dahil oluyor. Daha sonra tanışma faslı derken olaylar ilerliyor ve farklı bir yöne doğru gidiyor. O kadar ilginç bir yön alıyor ki bu oyunun hikayesi, sizlere ufacık da olsa bahsetmemeyi uygun buluyorum. Çünkü tecrübe etmeniz gereken, büyük bir olaylar döngüsü var.

Ufak bir minigame oynayarak şiir de yazıyorsunuz ve tanıştığımız kızların ruhani özelliklerine göre bu şiir bazıları tarafından beğeniliyor ya da tam tersi oluyor. Görsel romanların popülerliğini de arttırmasıyla, bu oyunu mutlaka oynamalı ve tecrübe etmelisiniz.

9-) ROCKET LEAGUE

Rocket League

Futbol oynayan arabalar? FUTBOL oynayan arabalar?? Evet, böyle bir oyun çıktı ve bu oyun şu anda sektörün en popüler oyunlarından da birisi. Güzel de bir oyun oldu. Stadyumların güzelliğinin yanı sıra oynanışının oldukça etkileyici olmasından dolayı da, Rocket League için yapılabilecek çok fazla olumlu eleştiri var. Arabaları çeşitli şekillerde hareket ettirerek ve bir topun peşinde altıncı viteste araba sürerek gol atmaya çalışmak, ancak böylesi bir dizaynla ilgi çekici olabilirdi. Grafiklere oynamasının yanı sıra oynanışı ile de beğeni toplayan Rocket League, indie oyun kategorisinin gururlarından birisi oldu.

DLC çılgınlığına kendini çok da fazla kaptırmayan Rocket League, araba satışlarını da en azından çok makul ücretlerde tutarak indie ruhunu tamamen kaybetmedi. Freelance olarak çalışan ve daha önce 3A kalitede oyunlarda da görev almış kişiler tarafından çıkarılan Rocket League, alanında uzman kişilerin indie ruhlarını ortaya koymasıyla ortaya çıkan oldukça iyi bir oyun. Unreal Engine oyun motorunu kullanan Rocket League, optimizasyonu sebebiyle orta-düşük arası bilgisayarlar donanımlarında da oynanabiliyor. Yani denememeniz için bir sebep yok.

8) THE STANLEY PARABLE

The Stanley Parable

Half Life modu olarak çıktı, kendi oyununa dönüştü. Stanley Parable için sorulması gereken asıl soru ise şu:

Ben mi oyunu oynuyorum, yoksa oyun mu beni oynuyor? 

Oyunda size konuşan bir adamın talimatlarını takip etmeniz gerekiyor, ya da cidden gerekiyor mu? Oyuna ilk başladığınızda, oyunun gidişatının sizde Portal oynuyormuş gibi bir hissiyat yarattığını düşünebilirsiniz. Tek fark, bu oyunda GLADOS değil de konuşan bir adamı takip ediyor ve onun talimatlarını uyguluyorsunuz. Bazen oyunda ince detaylar var ve onlara dikkat etmek gerekiyor.

Oyunun güzel bir ilerleyişi var. Belirli bir süreden sonra, oyunda bazı şeylerin normal olmadığını fark ediyorsunuz. Abinin tepkileri ve talimatları ise paha biçilemez. Talimatları uygulamak zorunda mısınız? Oynayıp bu soruya cevap bulmak da sizin elinizde. Daha önce de Epic Games Store’da ücretsiz dağıtılmıştı. Hazır, bizler karantinadayken de böyle oyunları oynayıp kafa dağıtmak gerçekten iyi gelebilir.

7-) HOLLOW KNIGHT

Hollow Knight

Grafikleri ile oldukça ilgi çeken Hollow Knight, şirin bir karakterin kontrolünü ele almamız ile başlıyor. Karanlık bir girişle başlayan Hollow Knight, güzel grafikleriyle de sayılı indie oyunlardan birisi olmayı başardı.

Karakterimizle farklı bölgeleri keşfedip çeşitli maceralara atılıyoruz. Ruhlardan devasa böceklere ve armadillolara kadar farklı farklı yaratıklarla mücadele ettiğimiz ve bazılarına tabir-i caizse kafa attığımız bir dövüş sistemi de var oyunda. Metroidvania olarak geçen bir teması var oyunun. Kendi halinde maden kazan yaratıklardan harita çizip el becerisini geliştiren yaratıklara kadar farklı karakterlerle de karşılaşmak mümkün. Bazı yaratıklarla karşılaştığımızda da onların boynu bükük Küçük Emrah gibi gezdiklerini görmek, içimizi burkmuyor değil illaki. Ama sizi gördüğünde dört nala üstünüze koşan bu yaratıkları öldürmek zorunda kalıyorsunuz.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  PUBG Rulet Siteleri

Hiç kod yazılmadan görsel programlama yöntemiyle oluşturulan Hollow Knight, bir grafik geliştiricinin gözüyle oluşturulduğunu da oyundaki grafikleri ve dizaynıyla belli ediyor. Böyle oyunların ise, oyuncu kitlesinde aldığı beğeni daha fazla oluyor. Oyunun sanat tarafının baskın olmasından dolayı da, çok sevilen indie oyunlardan birisi olduğunu söylemek doğru olur.

6-) PAPER’S PLEASE

Paper’s Please

Sınır kontrolde çalışmak üzerine odaklı bir oyunun bu kadar bağımlılık yaratacağını çoğu kişi tahmin edemezdi. Ama olur mu olur diyen geliştirici ekip, bunun mümkün olduğunu bizlere kanıtladı. Çıktığı ilk dönemde yoğun ilgi gören Paper’s Please, şu an bile kendisine yeni oyuncular bulabilen bir indie oyun.

Pek de dostane olmayan bir komşu ülkenin göçmenlerin kontrolünden sorumlusunuz. Kişilerin dökümanlarını inceleyip geçişe uygun olup olmadıklarına karar vermeniz gerekiyor. Oyun her ne kadar sizin dikkat yeteneğinizi ölçse de aynı zamanda sizin düşünce dünyanızı da sorguluyor. Bazı durumlarda sempatik karakterler ile karşılaşacaksınız ve bu kişiler gerekli yeterliliğe sahip olmadan da geçiş yapmak isteyecekler. Bu kişilere onay verip vermemek ise size kalmış. Ama bu kararlarınızın sonuçlarının olmayacağını düşünmeyin. Bazı kararlarınızın ciddi sonuçları olabilir ve bu nedenle aldığınız kararlara dikkat etmeniz gerekiyor.

5-) CUPHEAD

Cuphead

Cuphead’i oynarken aklınıza illaki Disney çizgi filmleri gelmiştir. Çocukluğumuza da güzel bir geri dönüş yaşatmasıyla, Cuphead’in ilginç ve güzel bir oynanışa sahip olduğunu söylemek mümkün. Tatlı grafiklerinin yanı sıra çileden çıkaran bosslarla bizim sabrımızı zorladığı gerçeği ile de yüzleşmek gerekiyor. Ama bu zorlamaya rağmen, Cuphead’in satışları oldukça iyiydi.

2017 Aralık ayına kadar 5 ayda 2 milyon civarı bir kopya satan Cuphead, güzel de bir hikayeye sahip. Şeytanla bir kasinoda hayatınız pahasına yaptığınız bir anlaşmadan dolayı, şeytanın peşine düştüğü yaratıkların ruhunu toplamanız lazım. Mickey Mouse emsali 2 karakterle başınızı derde sokmuş bir şekilde oyuna başlıyorsunuz ve şeytanın size verdiği görevleri yapmak için işe koyuluyorsunuz. Yol üstünde de karakterlerinizi güçlendirerek iyice zorlanan bosslara karşı mücadele verip tek tek kontratları gerçekleştiriyorsunuz. Ama baştan sizleri uyarayım, saç baş yolmaya hazır olun. Çünkü havuç ve soğandan iskambil kartlarına, kurbağalardan tuhaf tuhaf uçaklara kadar çeşitli bosslarla savaşırken bayağı bir çileden çıkacaksınız.

Oyunun benchmark testlerinde, ekran kartsız bile 30 fps civarında oynanabildiği tespit edildi. 2 boyutlu bir oyun olmasından dolayı bu normal gibi gözükse de sahip olduğu grafiklere rağmen böylesine bir oynanış imkanı sunması, oyunun oynayıcı kitlesini de geniş tutuyor. Sırf eski Disney çizgi filmlerinin adına bu oyunu oynamak ve oynatmak lazım. Coop modunun olduğunu ve arkadaşlarınızla da oynayabileceğinizi unutmayın.

4-) DON’T STARVE

Don’t Starve

Her zaman karşılaştığımız tipik ada soruları vardır. Bir adada mahsur kalmadan önce alacağımız nesneler sorulur bazen bizlere. Bunlara cevabınız nedir, bilemeyiz. Ama Don’t Starve oynarken, yanınıza birşey almadan başladığınızı belirteyim. Yani eğer hiçbir şey almama üzerine bir cevap verdiyseniz, bizce bir daha düşünün.

Oyunun hayatta kalma oyunu olduğunu bazen grafiklerinden dolayı unutmak mümkün. Tek başınıza ve yalnız bir şekilde hayatta kalma mücadelesi veriyorsunuz. Akşamları ise yaratıklar ortaya çıkıyor ve ateş yakmazsanız bu fani dünyaya el sallıyorsunuz. Sağlıklı olmanız gerek, ama hayatta kalmak zorlaştıkça karakterinizin akli dengesi de bozuluyor. Karakterinizi iyi yönetmeniz lazım ki fani dünyanın laneti üzerinize çökmesin. Böylesine şirin bir oyun için hiç de güzel olmayan şeyler olabiliyor. Oyunun grafiklerine güvenmeyin, ben uyardım sizleri.

Bazı güzel efektlerin bulunması da güzel bir detay. Tim Burton tarzında çizimlere sahip olan ve Klei Entertainment’ın elinden çıkan Don’t Starve, hayatta kalma temasını 2 boyuta çok iyi bir şekilde sığdırabilen nadir oyunlardan birisi. Masum tavukları kesmeye çalışırken sizlere vicdan azabı yaşatmasa, iyi bir oyun aslında.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Yaz İndirimde Alınabilecek 10 TL Altı Oyunlar

3-) THIS WAR OF MINE

This War Of Mine

Tarihle ilgileniyorsanız, savaşın toplumlarda nasıl sonuçlar yarattığını aşağı yukarı biliyorsunuzdur. Bugüne kadar dijital ya da fiziksel içeriklerin dünyasında ağırlıklı olarak savaşlar cephede gösterilirken, bir de bunun cephe dışı yüzü vardı ve bunlar pek de anlatılmadı. Bu cephe dışı olaylara değinen bir yapım, sonunda ortaya çıkmış oldu. Çatışmaların ortasında kalan ve hayatta kalmak için insanlıklarını zorlayan insanların hikayesi, This War Of Mine oyununda ele alındı.

Oyuna hayatta kalan bir grup halinde başlıyorsunuz ve sürekli çevre yerleri araştırarak yemek, su ve diğer ihtiyaçlarınızı karşılamaya çalışıyorsunuz. Tabii, bu uğurda çizgiyi geçip geçmeyeceğiniz de size kalmış. Bazı durumlar oluyor ki bir yaşlı çiftin evini soymanız bile gerekebiliyor. Ya da zorda kalan bir kadına taciz eden bir askere müdahale edip etmemek gibi seçimler yapmak zorunda kalıyorsunuz. İnsanlığınızı sorgulayacak olan ve yeri geldiğinde karakterlerinizi depresyona sokacak olan bu seçimler bazen kalp kırabiliyor. Bu depresyon, intihara bile gidebiliyor.

Dışarıdan gelecek kişilere karşı yaşadığınız yeri savunmanız gerekiyor. Bazen uyandığınızda erzaklarınızın bazılarını kaybetmiş olabiliyorsunuz. Karakterlerinizin hastalık kapmaması da yine sizin elinizde ve bunu da engellemeniz gerekiyor. Yani gayet detaylı ve savaşın diğer yüzünü de başarıyla göstermiş olan bu oyunu oynadığınız anda, bazı şeylere bakış açınız kesinlikle değişecektir.

2-) CELESTE

Celeste

Psikolojik olarak oyuncuya kendini hissettirmeyi başaran oyunların sayısı nispeten diğerlerine göre daha azdır. Ama Celeste’nin yapmayı başardığı bir şey varsa, o da karakterin yaşadığı psikolojik çekişmeleri güzel metaforlarla yansıtabilmek. Bunu çok iyi bir şekilde başaran Celeste’nin, küçük bir geliştirici ekibinden çıktığını düşünürsek bu oyuna hayranlık duymamız için daha fazla sebep elimizde bulunmuş oluyor.

Oyunda ilerlerken zaman zaman karakterin kendi iç dünyasında yaşadığı problemlerin dışa vurumuna şahit olacaksınız. Özellikle oyunda anksiyete vurgusu da zaman zaman yapılıyor. Metaforları özellikle gayet iyi ve biz oyunculara karakterin yaşadığı sıkıntıları başarıyla yansıtıyor. Karakterin zihinsel olarak kendisiyle nasıl mücadele ettiği ve bunları nasıl yendiğine de şahit olmuş oluyoruz. Problemlerinden kaçmaya çalışan karakterimiz, oyun boyunca da farklı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor ve bu da oldukça güzel bir oynanışa sahip olmamızı sağlıyor. Oynanış mekanikleri de güzel ve platform oyunları arasında özel bir yere sahip bir oyun olduğunu da söyleyebiliriz. Hem hikayesi, hem grafikleri, hem de oynanışıyla bağımsız oyunların en büyük gurur kaynaklarından birisi olarak Celeste’den bahsedebiliriz.

1-) UNDERTALE

Undertale

Undertale’e listelerimizde çok yer vermiş olabiliriz. Ama bunun sebebi de, bir oyunun sahip olması gereken pek çok elementi başarıyla şekillendirmiş bir oyun olması. Undertale hakkında söyleyeceğimiz çok fazla olumlu detay var.

Canavarların dünyasında yer alan bir insanın mücadelesiyle başlıyor her şey. Yıllar önce insanların canavarlara karşı kazandığı ve canavarların yer altında yaşamak mecburiyetinde kaldığı bir dünyada geçiyor Undertale. Daha sonrasında da karakterimiz Frisk, canavarların dünyasına düşüyor ve sihirli bir bariyerle korunan yer altından çıkmaya çalışıyor. Bu yolculuğunda da çeşitli karakterler ile karşılaşıyor ve bu karakter ile etkileşimlerde bulunuyor. Bazıları ile de savaşıyor ve öldürüp öldürmemek arasında seçim yapıyor. Aldığınız kararlara göre de farklı sonlar bulunuyor. Çok güzel bir iyi sonun yanı sıra korkunç da bir kötü sona sahip olan Undertale, oynayış boyunca da oyuncuda çeşitli hissiyatlar bırakıyor. Müzik albümü ile de oynanışını adeta süsleyen Undertale, bağımsız yapımların arasındaki en iyi oyunlardan birisi olarak da oyun sektöründe kendine yer edindi. Pixel artının güzelliğinin yanı sıra çok saran da bir hikayeye sahip olan Undertale, oynamadıysanız çok şey kaybettiğiniz bir oyun.

Siz Bağımsız Olarak Geliştirilen En İyi 10 Oyun! listesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu listede olması gereken başka bağımsız oyunlar da var mı? Fikirlerinizi ve yazı hakkındaki görüşlerinizi de yorumlarda paylaşın!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu Yıl İptal Edilen E3 İçin Yeni Tarih Belirlendi!

Epic Games’in Bir Sonraki Haftaya Sunacağı Ücretsiz Oyun Belli Oldu!