in

Oyunlara Gelen En Başarılı 10 DLC!

Witcher 3'ün başarısının arkasında çok sebep var.

DLC denince akla çok fazla soru geliyor. Oyun endüstrisinin samimiyetini mi yok ediyor? Yoksa aslında ortaya koyulan emeğin bir faturası mı? Tabii ki şöyle bir durum var, oyun geliştirme süreci oldukça zahmetli bir süreç. Crunch gibi istenmeyen olaylar da yaşanıyor ve istemeden de olsa şirketler biraz aşırı bir DLC politikası uyguluyor. Fakat DLC politikasının da oyuncu dostu olması, kitleler için daha iyi oluyor ve bu yönde bir politika besleyen şirketler de çok takdir topluyor. CD Projekt Red, Rockstar Games gibi firmalar da DLC olayına boyut kazandıran ve ödenilen para ile zamana değen bir deneyim kazandıran firmalar aslında. Biz de bugün, DLC olayına bir değinelim dedik ve 21.yüzyılın başlarında “ek paket” olarak aramıza katılıp DLC formunu alan bu eklentilerin arasından en iyi 10 tanesini seçelim dedik. Gelin hep beraber inceleyelim bu listeyi:

10-) DYING LIGHT: THE FOLLOWING

Dying Light

Harran’da bir zombi baskınını ele alan bir oyun dediğimizde, size normal bir klişe zombi hikayesi gibi gelebilir önce kulağa. Ama, Dying Light indie bir yapım olarak başlayıp yavaş yavaş 3A kalitesinde bir oyun olmanın yolunda ilerledi ve sonunda karşımıza türünün en başarılı oyunlarından biri olarak karşımıza çıktı. Oyunda, State Of Decay oyunundaki gibi, sürekli olarak kendini tekrar etme ve görev çeşitliliği sorunu olsa da oyun açık dünya dizaynındaki başarısı ve grafiklerin yanı sıra oyundaki mekaniklerin implementasyonu konusunda da elde ettiği başarılarla kendini sevdirdi.

The Following DLC’si ise pek uzun bir oynanış sunmayı başaramasa da pek çok yönden örnek bir DLC olarak karşımıza geldi. Bazıları, orjinal olmadığını ve senaryonun başarısız olduğunu savunsa da ben bunların tam aksini düşünüyor ve bu DLC’yi çok beğendiğimi sizlere gururla belirtmek istiyorum. Araba olayını zorlama yapmışlar biraz ki bu yönde de normal oyundan farklı bir harita dizaynı olduğunu fark edeceksiniz. Ama Dying Light kalitesini üst seviyeye çıkaran bir DLC diyebiliriz The Following için. Deluxe Edition ile beraber alabilirsiniz ki zaten ana oyun sizde varsa bu DLC pek de pahalı değil.

9-) RESIDENT EVIL 7: END OF ZOE

Mutlu bir aile tablosu 🙂

Resident Evil 6 saçmalığından sonra, bu oyunun çok berbat olacağını düşünerek Resident Evil serisine olan inancımı kaybetmek üzereydim ama bu oyunla o kadar çok şaşırdım ki adeta serinin tedavi görmeye başlayan ve iyileşme sürecine giren bir hasta gibi kendine gelmeye başlamasını görmek beni çok sevindirdi. Çok güzel bir hikaye ve oynanışın yanı sıra temanın da tıpkı eski Resident Evil serilerinde olduğu gibi aktarılarak Capcom’un tamamen kendi düşüncesiyle sıfırdan seriye el atmasının meyvelerini aldıklarından bahsedebiliriz.

End Of Zoe DLC’si aslında beklentilerimin aşağısında kaldı ki oyunda eğer Zoe’yi kurtarmayı seçerseniz zaten Zoe gözünüzün önünde yok olup gidiyor. Manyak ordusunun arasında tek aklı başında insan evladı olan Zoe’nin güzel bir sona sahip olmaması da aslında bu DLC ile tekrar yüzümüze vurulmuş oldu. DLC’nin eksik tarafları da var tabii ki. Hafiften eski hayal kırıklıklarını yaşattığı noktalar da var ama genel olarak iyi bir DLC diyebiliriz. Oynanışın uzun süreli olmaması da da yine bir hayal kırıklığı ama yumrukla koca koca zombileri dövmek de eğlenceli şimdi. State Of Decay’de beni ortadan ikiye ayıran zombi ırkından intikamımı da böyle alırım işte!

8) THIS WAR OF MINE: THE LITTLE ONES

This War Of Mine

Savaşların sadece cephede olmadığını, vatandaşların bu etkiyi de aynı ağırlıkta yaşadıklarını anlatan çok güzel bir oyun This War Of Mine. Gruplar halinde hayatta kalmaya çalıştığınız ve çok gaddar seçimler yapmadan hayatta kalmanızın çok zor olduğu bu oyun gerçekten hayatta kalma oyunlarının sadece muhteşem grafikli loot oyunları olmadığını ve 2.5D bir oyunun da bunu sağlayabileceğini bize göstermiş oldu.

The Little Ones DLC’si ile oyuna çocuklar da dahil oluyor ki duygusal boyutu daha da derinleştiren bir hamle oluyor bu. Çok saf ve masum diyalogları ile hem güldürüp hem üzen bu çocuklar, aynı zamanda savaşın başka bir korkunç boyutunu daha göstermiş oluyor bizlere. Çocukları da aynı anda hayatta tutmaya çalışmak, oyunu daha da zorlaştırıyor. Ben henüz savaş görmedim ve görmeyi de dilemiyorum ama bu oyunu gördüğümde neden savaşın bu kadar yıkım ve felaket getirdiğini daha iyi anlıyorum.

7-) MORTAL KOMBAT X: KOMBAT PACK 2

Mortal Kombat X

Mortal Kombat serisi reboot edilmeye başlandığında genel tepki olumluydu. İlk üçlemenin tek bir oyun şeklinde reboot edilmesinden sonra ikinci oyunda da daha gelişen grafikler ve Cassie Cage ile Erron Black gibi yeni katılan karakterleri de yönetebilmemiz bu seri için çok olumlu bir hamle oldu. Varyasyonlar, yeni karakterler derken Mortal Kombat X seriyi baya öne attı.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  Steam İndirimlerinde Alınabilecek 10 FPS Oyunu!

Ama asıl patlama da DLC ler ile beraber oldu. Önceki oyunda sadece 4 karakteri DLC ile getiren Netherrealm, bu oyunda bu sayıyı 8 yaptı. Kombat Pack 1 ve 2 olarak çıkan bu DLC lerin ikincisinde ise çok güzel karakterler vardı. Sektor, Cyrax ve Smoke cyborgların tek bir cyborg olarak Triborg şeklinde karşımıza gelmesi bizleri şaşırttı ama tek karakterin 3 farklı varyasyonla oynatılması ve ekstradan Cyber Sub-Zero’nun da gizli karakter olarak eklenmesi bu karakteri baya ilgi çekici yaptı. Filmlerinin adeta başyapıt olduğuna inandığım Alien filmlerindeki o meşhur Alien’ı bu oyunda da görüyoruz. Hatta varyasyonlardan biri de kraliçe Alien ve fatalitylerden birisi de ona ait. Leatherface açıkçası Alien ile beraber bu pakette en çok oynadığım karakterdi ve Leatherface’in testeresiyle terör saçmak gayet zevkliydi. Çekiç ile yapılan brutality ise başlı başına bir şaheser ve hem oyunun hem de Leatherface’in şiddet tarafını çok iyi gösteriyor. Bir de Bo Rai Cho var, eh işte. Onu saymasanız da olur.

6-) BIOSHOCK INFINITE: BURIAL AT THE SEA BÖLÜMLERİ

Bioshock Infinite

Bioshock üçlemesinin son oyunu olan Bioshock Infinite, çok başarılı bir oyun olarak karşımıza geldi. Öyle ki, diğer oyunlardan ziyade daha renkli bir dünyada geçiyordu ve sonlara doğru Rapture’u da şöyle bir ziyaret etmemiz güzel bir hatırlatma oldu. Anlamlı bir sona sahip olması ve derin bir anlam taşımasıyla da Bioshock Infinite, serinin bütün oyunlarının oldukça zevk veren oyunlar olmasında önemli bir yer sahibi oldu ve gözümüz arkada kalmadı.

Burial At Sea DLC paketleri ise aslında hikayeye biraz daha derin anlam katıyor ve hikayeye farklı bir bakış açısı sunuyor. Özellikle ilk bölüm, gayet bilgi verici bir düzeyde size oyunu daha iyi tanıtıyor ve akıllardaki bazı soruları kaldırıyor. Bu yönüyle bizleri sevindirdi ve iyi bir deneyim yaşattı. Elizabeth ile işimiz bitmiyor tabii ki, onu da belirteyim.

İkinci bölümde ise Elizabeth’e devam ediyoruz ama Elizabeth’i kontrol etmek hiç de kolay değil. Booker kadar dayanıklı olamamasından dolayı Elizabeth’in tek yemesi ihtimali çok yüksek ve buna dikkat ederek oynayın. Yine hikayesi ile tatmin eden ikinci bölümün de pek hoş olmayan bir sonu var. Anlamlı denebilir ama daha iyi bir son olabilirdi sanki. Takdiri size kalmış.

5-) MARVEL’S SPIDERMAN: THE HEIST

Marvel’s Spiderman

DC bu kadar oyun evreninde ilerler de Marvel dururmu? Injustice ve Arkham serilerinin gayet iyi bir başarı yakalamasından sonra bir süre sessiz kalan ve Lego serileri de patlayınca bir anda oyun sektörüne güzel bir dönüşle gelen Marvel’ın Spiderman oyun versiyonu çok sevildi ve güzel tepkiler aldı. Avengers da yoldayken Marvel’ın bu tarafta da zaman harcadığını görmek gayet güzel.

Spiderman’in DLC kalitesi genel olarak iyi ama bence aralarında en çok dikkat çeken The Heist oldu. Black Cat ile tanıştığımız bu DLC’de Peter’ın geçmişinin kendini yeniden gün yüzüne çıkarması ile işler daha da karışıyor ve Black Cat’in Catwoman emsali hal ve tavırlarıyla hafiften Arkham Knight anıları canlanıyor. Ama ben bu DLC’yi hikayesi açısından başarılı buldum ve tavsiye ediyorum. Insomniac Games’in bu hızla devam ederse hızla ilerleyip tıpkı CD Projekt RED’in izlediği DLC politikalarına benzer kararlar alması durumunda çok daha iyi yerlere gelecekte gelebileceğine inanıyorum.

4-) RED DEAD REDEMPTION: UNDEAD NIGHTMARE

Red Dead Redemption

Red Dead Redemption’ı ne kadar sevdiğimi, listelerimizi takip ediyorsanız, muhtemelen biliyorsunuzdur. Bu oyunu son dönemde o kadar çok övdüm ki PS3’te çok uzun saatler oynadığımı ve beni pokere başlatan oyun olduğunu da belirteyim. Açık dünya oynanışındaki ve hikayesindeki başarıyı zaten söylemiyorum çünkü son dönemde bunun üzerine yazılarımızda çok konuştum ve sizleri tekrar tekrar sıkmak da istemiyorum bu konuda.

Ama bu DLC paketine gelecek olursak, State Of Decay benzerlerinden biraz farklı bir yol izlemesiyle farklı bir zombi heyecanı yaşattığını söylemek gayet yerinde olur. Saatler süren bir içeriğe sahip olan bu DLC’nin ayrıca 2 tane yeni multiplayer modu getirdiğini de belirteyim. Aynı zamanda yeni itemleri de bize sunan bu DLC, zombi aksiyonu ile vahşi batı temasını birleştirip ortaya çok güzel bir karışım çıkarmasıyla kalpleri fethetti.

İlgini Çekebileceğini Düşündük:  En İyi 10 Dövüş Oyunu!

3-) GTA IV: BALLAD OF GAY TONY

Grand Theft Auto IV

2008’de seride büyük devrim yaratan ve açık dünya oyunları arasında da çok önemli bir yere adını yazdıran Grand Theft Auto IV’ün hikayesi de tıpkı kalite kokan bir yapımdı. Öyle ki hikayesi çok büyük övgüler aldı ve özellikle sona kadar ilerleyen hikayedeki akıcılık hiç durmadı. Sanandreas’tan bu yana büyük değişimlerin yaşanması da oyunun geliştirilme sürecinde Rockstar’ın büyük emek verdiğini bizlere gösterdi. Amerikan rüyasının bazen hiç de göründüğü gibi olmadığını çok güzel bir şekilde oyunculara yansıtan Rockstar, aynı emeği ve özeni DLC paketlerinde de gösterdi.

The Lost And The Damned DLC’si beni pek etkilemedi. Sons Of Anarchy izlenimi vermesinden dolayı aslında sempati duyduğum bu DLC’yi sevmemezlik yapmasam da hikayesinde beni tatmin etmeyen yerler vardı. Ancak Ballad Of Gay Tony, CJ’den alışık olduğumuz genç ve hayatta kalmaya çalışan ana karakter profilini bize Luis ile yansıtmayı başardı. İşvereninin başına aldığı dert ve sıkıntıları çözmeye çalışan Luis, bir yandan annesinin bu hayatı bırakması yönündeki ısrarları ile uğraşırken bir yandan da arkadaşlarının bataklarını kurtarmaya çalışarak aslında iki dünya arasında sıkışıp kalan bir adamın hikayesine sahip bir karakter. Ancak ana oyunun sonlarının aksine, bu oyunda ışığı gördük desek doğru olur. Oynamadıysanız, zaman kaybetmeyin diyerek şiddetle önerdiğim bir DLC olduğunu belirteyim bu DLC’nin.

2-) THE LAST OF US: LEFT BEHIND

The Last Of Us

Sony’nin 2013 yılında hayatımıza iliştirdiği bu oyun, sadece bir oyun olmakla kalmadı ve bizlere çok şey öğretti. Biyolojik bir kıyametin daha başında büyük bir trajedi yaşayan bir adamın yıllar boyu travma sonrası depresyonla yaşamayı öğrenmesini atlayarak bizi olayların iyice çığrından çıktığı bir döneme götürüyor. Bu adamın, adeta şaka gibi, yine kızı yaşlarında ve kızına benzerlik gösteren başka bir kızın gardiyanlığını mecburen üstlenmesi ile olaylar daha da çığrından çıkıyor ve bu kızın taşıdığı sürpriz ise artık kaynama noktası oluyor. Ama Joel, zamanla bu kızla beraber yaptığı yolculukta önemli şeyleri fark ediyor ve kalan hayatı sonsuza kadar değişiyor belki de.

Bu DLC paketinde de, Ellie’nin Joel’u nasıl kurtardığını ve bir yandan da Joel ile tanışmadan önce nasıl enfeksiyon kaptığını öğreniyoruz. Riley ile beraber yaşadığı maceraların ardından ısırılan ve yakın arkadaşını kaybeden Ellie ise hayatta kalmayı başarması ile yeni bir tedavi için umut haline geliyor. Bir yandan da mantarla enfekte olmuş zombimsi yaratıklarla mücadele ederek Joel’u hayatta tutmaya çalışmasıyla da Ellie, çoktan bizlerin takdirini kazandı. 14 yaşında ama maşallah, Joel’dan beter hanımefendi.

1-) THE WITCHER 3: BLOOD AND WINE

Witcher 3’ün başarısının arkasında çok sebep var.

Skyrim ile bu oyun arasında seçim yapmak cidden çok zor. Witcher 3 ile Skyrim, birbirlerine çoğu oyuncunun gözünde oldukça yakın oyunlar. İki oyunu da yapıcı eleştirilerle beğenmeyen çok az kişi var. Ama Witcher 3’ü öne atan sebepler de yok değil. Bu oyunun 7-8 katı fiyatına aldığınız oyunlarda bazen yeri geliyor 10-15 saatlik bir sürede hikayeyi bitiriyorsunuz ama şaka gibi bir fiyatla, 200 saate yakın bir oynanışa sahip bir oyunu oynayabiliyorsunuz ve bu oyuna gelen neredeyse tüm DLC’ler adeta kendi başına bir oyun gibi ve özellikle Blood And Wine DLC paketinin sunduğu o kadar çok güzel şey var ki hayran kalırsınız!

Olay sadece yeni bir senaryo değil, adeta farklı bir çevre ve aksiyonla karşılaşıyorsunuz. Bu pakette o kadar fazla içerik var ki ben sırf bu paketin tek başına çoğu ana oyundan daha iyi olduğunu iddaa edebilirim. Ben işini CD Projekt RED gibi severek yapan çok az oyun firması gördüm ve kendilerinin kullanıcı tarafında bu kadar memnuniyet odaklı ilerleyip bu doğrultuda karar almalarına hayran kaldım. Bu DLC ile beraber Geralt’ın yolculuğunun, en azından şimdilik, son bulması da bizleri üzdü ama gerçekten final bizleri tatmin etti diyebiliriz. Belirttiğim gibi, tek başına devasa bir haritada çok fazla sayıda görev ve çeşitlilik içeren aksiyonlarda bulunabiliyor ve karakter etkileşimlerine girebiliyorsunuz. Yok canım ne ağlaması, gözüme DLC kaçtı.

Siz Oyunlara Gelen En Başarılı 10 DLC! listemizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu listede olmayı hak etmeyen ya da olmasını istediğiniz oyunları da yorum kısmında paylaşmayı unutmayın!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Spotify Premium Üyeliklerine Yüzde 29 Zam Geliyor: Karşınızda Yeni Fiyatlar!

Ücretsiz Oyun: DashBored Ücretsiz Oldu!